Ebu Leheb ölmedi, yâ Muhammed; Ebu Cehil, kıtalar dolaşıyor!!!

Eskilerin bir sözü vardır;Kimin eşeğine bindiysen onun türküsünü söylersin. Ya bindiğimiz eşeği/aracı değiştireceğiz, ya da fabrika ayarlarına/öze döneceğiz…

20 Kasım 2021 19:08
A
a
Ebu Leheb ölmedi, yâ Muhammed; Ebu Cehil, kıtalar dolaşıyor!!!

ARİF Nihat Asya’nın Naat eserinde bir itirafı/serzenişi var;

Biz bu dünyadan nereye göçelim, ya Muhammed?
Yeryüzünde, riya, inkâr, hiyanet  altın devrini yaşıyor..
Diller, sayfalar, satırlar (Ebu Leheb öldü) diyorlar:
Ebu Leheb ölmedi, yâ Muhammed;
Ebu Cehil, kıtalar dolaşıyor!..

Cehl kelimesinin en çok bilinen ve kullanılan karşılığı ‘’bilgisizlik’’tir. Diğer karşılıkları ve çağrışımlarının tamamının ‘’bilgisizlik’’ merkezli hâlleri tasvire elverişli olduğu düşünülebilir.
En sade ve kapsayıcı tasnifi ise ; Cehl-i basit, cehl-i mürekkeptir.
Cehl-i basit, ‘’basit cahil’’e; cehli mürekkep ise ‘’karmaşık cahil’’e tekabül eder.

Cehl-i basit/basit cahil, kimseye zararı olmayan ve o hâl üzre olanın da farkında olduğu bir bilgisizliktir. Kendinin farkında olması nispetiyle cehl-i basiti irfan işareti bile sayabiliriz.Basit cahil; zararsızdır, giderilebilir ve saf bir biçimde’’ ortak iyi’’ olarak bilinen ahlak ilkelerini tam bir teslimiyetle bağlanması onu iyilerden kılar.

Cehl-i mürekkep/Karmaşık cahil /Okumuş cahil ise tehlikelidir. Bu hâl ile malul olan kişi, bilmez ama neyi bilmediğini de bilmez. Adı üzerinde ‘’karmaşık cehalet’’tir ve içerisinde çok farklı niyetlerin, eylemlerin terkibi söz konusudur.

Karmaşık cahil, tarihin farklı dönemlerinde şekil itibarıyla farklı suretlerde gözükse de; içerik itibarıyla çıkarcılık merkezli davranışlara sahiptir. Bu yüzden dinî literatürde ‘’cahiliye’’nin sınırlı ve sonlu bir devre mahsus kullanılması ve "Ebu Cehil" sıfatının da  Amr bin Hişam/Ebul Hakem’e ait bir sıfat olarak düşünmek ve sınırlamak  aldatıcı olabilir. Karmaşık cahil, her devirde vardır,Kabil´e kadar götürülebileceği gibi kıyamete kadar da var olacaktır…

Cehl-i mürekkep sistemli ve organizedir.İnsanlar "cehalette birlik" sağlayan kitleleşmeye ve bürokrasi ile beslenen "cehalet birlikleri"ne razı olmaya zorlanmaktadırlar. Bu birlikler, sırf denetim ve işletim kolaylığı sağladığı için her daim el altında tutulur.Yönetim şeklinin ne olduğu çok ta önem arzetmez… 

Modern yönetim anlayışının kodu olan demokrasi, devlet düzeyinde; hayat tarzı modu olan tüketim ise, toplum düzeyinde karmaşık cahilliğin iki ayağıdır.  Demokrasi ile tüketim arasında karşılıklı bir ilişki vardır ve ikisi de birbirini besler. Tüketim toplumu, kapitalist ekonominin günlük hayata hâkimiyetinin nihai noktasıdır; tat, koku, renk ve hatta duygular bile metalaşmıştır. Piyasa toplumunun bizim payımıza daha çok düşen "tüketim toplumu" olmaktır; devamlılığını sağlayan en kuvvetli sebep ise vizyonsuzluktur.

Piyasa toplumu realitesini tutarlı okuyamama, huzursuzluk saçan bir ortamı doğurur; hemen arkasından ise ‘’güvensizlik’’ gelecektir. Çok şey dinliyoruz, aynı şeyleri dönüp tekrar tekrar dinliyoruz. Tekrarlar, artık bilgilendirme değil; sıradan politik söyleme dönüşüyor ve inandırıcılıktan uzaklaşıyor.

Piyasa toplumu model olarak tam bir canavar. Ancak canavarı veri ve kurumsallaşmış işleyiş olarak görmeden atılan adımlar da içinde her sahteliği taşımaktadır. Neye göre ve kime göre ekonomik bir duruş belirleyeceğimi, ben kendi adıma bilmek isterim. Canavarın kendi ebadına göre emzirdiği ve büyüttüğü siyasi, epistemik, iktisadî seçkinlerin davranışlarını ‘’Kitabına uydurmak’’ gibi bir görevim olamaz.

Halktan kopuk yöneticilerin günlük hayata katılabileceği tek nokta: Fert başına düşen tüketim miktarını artırmak ve denetlemektir. Devletin, tarihte hiç görülmedik düzeyde bürokrasi vasıtasıyla günlük hayata girmiş olması; bürokratın en azından küçük burjuva düzeyinde tüketim miktarına erişmesinin kaynağı olmuştur. Çıkar, omurgayı törpüler; bürokratik karmaşık cehalet, giderek mensuplarının kişilik özelliği haline gelir. Buna konvansiyon(anlaşma, uzlaşma, uyuşma)haline dönüşmüş ‘’üç maymun’’ oyunu da diyebiliriz. 

Tam "süspansiyon"ludurlar...
(Tam süspansiyon;Araçlarda sürüş konforu sağlayan sistem. Konfor önemli ama esasında üç mühim görevi var. Yol bozukluğunu kabine/koltuğa en az şekilde yansıtır. Aracın yola tutunabilmesini sağlar; bazı lüks araçlar yola yapışır adeta. Bir de virajlarda manevra kabiliyetini artırır.)

Bugünün tüketim toplumu, ‘’sahte/sanal hareket?’’halindedir, bir nevi herkesin ‘’yerinde say’’ emrine uymasını zorunlu kılan bir ‘’Makine Efsanesi’’nin en ileri örneğidir. Okullar, işyerleri, sokaklar otomatlaşmanın çılgın ritmine sahiptir. Zaman sıfırlanmıştır; ne geçmektedir zaman, ne durmaktadır? İlerleme (terakki) efsanesi, teknolojik illüzyona dönüşmüştür. Herkes yerinde saymaktadır ama aynı zamanda son derece gürültülü, homurtulu, cızırtılı vs. bir hareketlilik de var. Bu hareketlilik, bir kabın içindeki suyun kaynamasına benzemektedir. 

Cehl´in bir anlamı da ‘’fıkır fıkır kaynamak’’. Her kelimenin bir dünyası vardır; cehl, hem bilgisizlik hâli, hem fıkır fıkır kaynama hâlidir. Bu iki halin her devirde ve her şahısta aynı anda görülmeyişi, kelimenin anlamını iptal etmez.Modern karmaşık cehalet; hem bilgisizliğin, hem fıkır fıkır kaynamanın eş zamanlı olarak görüldüğü bir istisnai durumdur. Çünkü karmaşık cehalet; piyasa toplumu ve yönetim tarzı itibarıyla kurumsallaşmış, en olgun uygulama düzeyine de erişmiştir. Bilgisizlik ve fıkır fıkır kaynamanın tabakalaşması, mertebesi, hiyerarşisi olabilir. Sahte/sanal hareketlilik dediğimiz de bundan ibarettir. Kaynama vardır ama kaynaşma yoktur. Bu yüzden toplumların varlığı muhayyel; kitleler ise gerçektir. Ölçülebilir ve sayılabilir olmak(Nicelik), Liyakat/kalite(Nitelik)in  yerini almıştır.

Alt ve üst ilişkilerinde meşrulaştırılmış bu uygulamalar, ahlakî vasatı göstermektedir. Peşinen söyleyeyim dindar, dindar olmayan ayırımı gütmüyorum; gütmek de usul açısından yanlış olur. Çünkü ölçülebilir hususlar değildirler. Dindar/dindar olmayan davranış nüans farklılıkları olabilir. Dindarlık belki eskiden siyasi bir söylem olarak nispeten vardı; şimdi ise sıradan bir siyasi davranış göstergesidir. Bu ahlak, piyasa toplumunun kurallarını da değil, göstergelerini üzerinde taşıyan, göstergeleri zaman zaman dinî açıdan meşrulaştıran bir ahlaktır. Bunları her hangi bir "ilmihal"e yahut ideolojiye dayalı olarak değerlendirmek, insanın kendi kendini kandırması olur. 

Beni insanların bindiği merkebin markası değil, sergilediği davranışlar ilgilendirir. Bu davranışlarda istikrar göremiyorum.Bu tiplerde Amerikan arabasının şasisinin binde biri sağlamlığında omurga var mı? 

Bence yok!

Eskilerin bir sözü vardır;Kimin eşeğine bindiysen onun türküsünü söylersin.
Ya bindiğimiz eşeği/aracı değiştireceğiz, ya da fabrika ayarlarına/öze döneceğiz…

Yok sa İnsanlık; Dinden İdeolijilere,Sanattan Bilime,Eğitimden Ticarete kısacası hayatın her alanında ve tarihin her anında cehaletin karanlığında yaşamaya mahkum olacaktır…
Selametle….

 
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...



Paragraf Soru Bankası

MD DİJİTAL