Devir değişti

Devir değişti; artık bizden ‘Secde eden alnımızı,şarap içen dudaklarımızla’’öpmemiz isteniyor…

5 Ekim 2021 12:56
A
a

Devir değişti; artık bizden ‘Secde eden alnımızı,şarap içen dudaklarımızla’’öpmemiz isteniyor…

Halide Edip’in Sinekli Bakkal romanında Jön Türk Gâlip, Mevlevi Vehbi Dede’ye sorar: “Terakki için Şeytan’a tapalım mı?”

Bu sual Türk modernliğinin ilerleme, gelişme zihniyetini yansıtır ve modernliğin en can alıcı sualidir…

Rönesans ve Reform hareketleriyle tekâmül kaydetmiş Avrupa karşısında şaşkına dönen müstağribler, modernleşmeyi bilimsel bir gereklilik gibi sunuyor ve bunu kolektif bilinçaltımıza işliyordu. Bir toplumun beyni, yeniden programlanıyordu. Din zilletti, dinsizlik haysiyet. Baskı altındaki varlıkların iç çekişmesiydi din ve fakir halkın afyonu idi. Materyalist zihniyetin savurduğu “ilerleme asrı”, “çağdaş bilim”, “teceddüt”, “terakki”, “tesanüt” ve “medeniyet” gibi sloganlarının tufanında “şeytan”a bile itaate hazırdı...   

Aydınlanma felsefesiyle Batı, yeni bir evren ve yepyeni bir insân tasavvuru inşâ etmişti. Batı uygarlığına eklenmeyi modernleşme telakki eden mustağribler, 19. yüzyıldan itibaren Avrupaî fikirleri geliştirip yayarlar. Batı’ya hayranlık duyan aydınların nezdinde, geri kalmışlığımızın yegâne günah keçisi İslâm’dı. Yükselmek ve medenileşmek için bu muhkem kale yıkılmalıydı. Hem içerden hem dışarıdan dövülür kalenin sarp surları. Gökte top sesleri, yerde çılgın bir rapsodi. Don Kişot’un yel değirmenlerine çılgınca taarruzu gibi bu yüzyılda nahoş naralarla kendi kutsallarına saldırır Türk entelektüeli.

“Gönlünü Avrupa’ya kaptıran, sudaki aksinden tiksinen, kendi mukaddeslerine ve değerlerine tepeden iğrenerek bakan bir mustağripti Tanzîmat aydını.”

İslâm diniyle gerilimli bir münasebet içinde ilerleyen Türk modernleşmesi, İslâm’ı terakkiye mâni görüyordu. Jön Türkler, Weber’in tezinden hareketle bu kanaate varmıştı. Max Weber’e göre; İslâm liberal modernleşmeye engeldi. İslâm dini ile kapitalizm birbiriyle uyuşmuyordu. Weber, Müslüman köylülere ve tasavvufun Ortaçağ ritüellerine bakarak bu tezi ileri sürmüştü. Öyleyse kapitalizmin önünün açılması için söz konusu müşkülün çözülmesi elzemdi.

Ayşe Şasa, yaşam serüvenini anlattığı Bir Ruh Macerası’nda nispeten bu tabloyu aksettirir:

“İslâm bizi geri bıraktı, Batı karşısında yenilgilerimizin sebebi İslâm’dır, hükmü giderek bir inanç, bir yaşama biçimi hâlini aldı. Bunu da modernlik kisvesi altında hınç ve taassupla dolu telkinler hâlinde yaydılar; bu tür ideolojilere ve akımlara neredeyse meşruiyet kazandırıldı. Bu yanılgıların ortasında doğdum ve yetiştim. Gerçeğin ise tam tersi olduğunu pek çok bedel ödeyerek idrak ettim. Hayatımın ilk yarısı bir korku filmi gibi geçti…”

Nedir modernlik? Yerel olan her şeyden bir çırpıda kurtulup evrenselliği yakalamak... Geleneksel değerlerden kopmaktır modernlik. Yani çağdaşlaşmak. Asrîleşmek… Bir baş dönmesi… Akıl tutulması… Süratli değişim. Sosyolojik, ekonomik, dini, fikrî ve sanatsal tahavvüllerin tamamını ihtiva eden bir zihnî bulanıklık… Hatta delilik nöbeti…

Modernizm; çarpık kentleşme, fütursuz sanayileşme, yoksulluğu hor gören yüksek refah düzeyine endeksli hayatlar, sönmüş ve güvensiz ilişkiler, ahreti öteleyip dünyevîleşen toplumlar demektir. Sürekli bir kaos, sonu gelmez belirsizlik, durmaksızın hareket, nefessiz koşu, kesintisiz sarsıntı, zamanla yarış, sınırsız tüketim, ekonomik dalgalanma, küresel salgınlar, şaibeli aşılar, kitlesel ölümler ve sancılı süreçler…

Osmanlı’yı reddeden teceddüt aydını, özgüven kırılmasıyla Avrupaî yaşam tarzına adapte olmaya çalışıyordu. Modernleşmek için Batılılaşmalıydık. “Çıplak omuzlar üzerinde” yükselen Batılı gibi konuşmak ve düşünmek; Batı’nın hal, tavır, stili içinde olmak… Pür hevesle Batılılaştık; kendimizi yitirdiğimiz yerde... Müziğimizden edebiyatımıza, mimarimizden alfabemize emperyalistlerin kızıla boyanmış kisvesini geçirdik. Boynumuzda sömürge imparatorluklarının “gözyaşı ve kan”a bulanmış vahşi uygarlık yuları. Gönüllü asimilasyondu gerçekleşen. Hayranlık, özenti, gıpta…

            “fly Pan-Am

          drink Coca-Cola”

 

Kavramlar üzerinden yürütülüyordu kara propagandalar. Bize ait ne varsa “eski” diye etiketlenip değersizleştiriliyordu. Eski yani kendimiz. “Unut kendini!” diyordu biri. “Eski olan her şeye düşman kesil!” diyordu öteki. İlkel, ucuz, kıymetsizdir eski. “Eskiye bağlı olmak çağ dışılık, gericilik.” Mezar taşlarımız “eski yazılı” diye suikasta uğruyordu. Sahaflardan onlarca ton kitap, eski harflerinden ötürü el arabalarında Haliç’e boşaltılıyordu. Avrupalı dostlarımız talandan mal kaçırırcasına bu kitapları müzelerine, kütüphanelerine taşıyordu itinayla. İşte kurtuluyorduk kendimizden. İşte alafranga hayatlar gülümsüyordu yüzümüze. Karşımızdaki yepyeni dünya, tecessüsümüzü kanatlandırıyordu. Tecrübe etmediğimiz, sonuçlarını bilmediğimiz değerleriyle “yeni”ye doğru kürek çekiyorduk. Ve “Yeninin ipine sımsıkı sarıl.” diyen resmi ideolojiye itaat... Tepeden paldır küldür inen devrimler…

Uygarlaşmak mı? Kan ve ateş içinde ağyara hayranlık hummasıyla tutulmak…  Çağdaş düşünürlerde saplantıya dönüşen Avrupa ile bir bütün hâline gelme isteği... Ne kültür ne dil ne de din gibi kısıtlamalara takılmaksızın bir bütünleşme histerisi… Uygar Avrupa ile bütünleştik!

Avrupaîleşme süreciyle çok gelişmiş Batı’nın sendromları da topyekûn ithâl ediliyordu. Materyalizmden pozitivizme, nihilizmden, Darvinizm’e, Lamarkizm’den Freudizm’e ve Marksizm’den feminizm’e kadar Batı’daki sivri akımlar, gümbür gümbür çalmaya başlar kapımızı.

“İzm’ler idrâkimize giydirilen deli gömlekleri. İtibarları menşe’lerinden geliyor. Hepsi de Avrupalı.”

Bir hayâli vardır Abdullah Cevdet’in: Dinler, içi oyulmuş yapılar gibi yıkılıp gidecektir. Abdullah Cevdet’ler, Kılıçzâde Hakkı’lar ve Celâl Nuri’ler Avrupa’nın dünyâ görüşünü, inanışını, lisânını, düşünüş tarzını Türk’ün beynine beynine işliyordu. Batı uygarlığının çöken ideolojileri, bizim yükselen değerlerimiz oluyordu.

Olmadı her türlü şeytani hile ve desiselere rağmen bu halk ‘’Dininden’’ vaz geçmedi.

Ve taktik değiştirildi; muhafazakar demokratlık kisvesi altında dünün mücahidleri mütehit yapıldı.’’Konformizm’’ ve ‘’fenomenizm’’ hakim kılındı,zaafımız neye ise verdiler ve satın aldılar ve bedel olarak ta bizden ‘Secde eden alnımızı,şarap içen dudaklarımızla’’öpmemiz isteniyor…

Toplumun haline bakacak olursanız da başarılı oldular sanki…

“Bakın yaklaşıyor yaklaşmakta olan

Bakın yaklaşıyor yaklaşmakta olan

Bakın yaklaşıyor...”(İ.Özel)

 

…Ve son olarak can alıcı soru ile bahsi kapatalım…

   “niçin, niçin, niçin

          kuyuya düşen çocuk niçin ölmesin?”(İ.Özel)

 

SELAMETLE KALIN…

 

1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...



Paragraf Soru Bankası

MD DİJİTAL