Ben Muhammed’in (sav) Şeriatını İstiyorum

“Şeriat Sevilmez mi?” bu ifadeyi kullanmak dünde cesaret istiyordu bu günde cesaret istiyor. Oysa bir Müslümanın “Allah Rasulü Muhammed’in (sav) şeriati üzere yaşamak istiyorum!” demesi öncelikle itikadımızın olmazsa olmazıdır.

25 Ocak 2022 22:30
A
a

Ben Allah Rasulü Muhammed’in (sav) Şeriatını Seviyorum, Ercan Harmancı

 

“Şeriat Sevilmez mi?” bu ifadeyi kullanmak dünde cesaret istiyordu bu günde cesaret istiyor. Oysa bir Müslümanın “Allah Rasulü Muhammed’in (sav) şeriati üzere yaşamak istiyorum!” demesi öncelikle itikadımızın olmazsa olmazıdır. Bir kişinin ben Müslümanım ama Muhammed’in şeraitini sevmiyorum demesi Allah muhafaza kişiyi âlimlerin icması ile sadece küfre değil şirke götürür.
 

Ben Muhammed’in (sav) Şeriatını İstiyorum

 

O halde Muhammed’in şeriatini istiyorum demek imandandır. İmanını kaybetmek istemeyen öncelikli olarak bunu söylemek zorundadır. Din hayatın dışında olan değil hayatı içine alandır. Hangi din olursa olsun inanların hayatına sınırlar çizer; müjdeler ve korkutur!
 

Sosyolog, eğitimci ve Uluslararası İlişkiler son sınıf öğrencisi olarak ülkemizin önemli sorunlarının başında insanların inançlarını ifade etmekten çekinmeleri gelmektedir.

Özellikle 1928 ve akabinde 1940’lı yıllardan 1950’li yıllara kadar inancını ifade etmek ve inancı üzere yaşamayı ifade etmek ister yazarak isterse de söyleyerek ölümle karşılık buluyordu.1940 yılından sonra sanki Cumhuriyet Müslümanları asimile etmek için misyon ve vizyon yükleniyordu.

Yaşananlar malum olduğu için burada dile getirmeyelim öyle ki “İnönü Dönemi” olarak malum olan dönemde dine ve Müslümanlara karşı yapılan zulümler akademik çalışmalarda bile kendini kabullendirmiştir. Bunları şimdi gündeme getirmek sadece öğrenilmiş çaresizlik olabilir…

Korkudan mı Konfordan mı?

Kısaca biz günümüze odaklanalım lakin şu cümle ile bu konu üzerine düşünmeye başlayalım. Dün korkudan bugün konfordan Müslümanlar Muhammed’in (sav) şeriatini isteyemiyorlardı ve istemiyorlar…

İnsanların inançlarını ifade ve yayama ile hukuksal düzenlemeler doğrudan etkili değildir. İnancı ifadenin suç olduğu dönemde yiğitler “Suçsa suç” deyip bunu bahane etmediler. Bugün hem ulusal hem de uluslararası hukuka göre Müslümanın “Muhammed’in (sav) şeriatini istiyorum” demek suç değildir.

Suç olmaması bir yana uluslararası sözleşmeler ile kişilerin şu hakları korumaya alınmıştır.

  1. İnancını ifade etme
  2. İnancını yaşama
  3. İnancını Yayma

Bu hakları korumak uluslararası sözleşmeleri kabul eden tüm ülkelerin yerine getirmesi sadece kişilere değil uluslararası hukuka karşı bir yükümlülüktür. Bu hükümlülüğü yerine getirmeyen ülkelere karşı yaptırım uygulamak ise BM’in ve AB’in görevidir.

Sosyolojik olarak bir saha çalışması yaptırılsa devletin ilgili bakanlıkları tarafından Müslüman olduğu halde Muhammed’in (sav) şeriatini istemeyen kişi sayısı % 70 oranını bulur hatta aşar.

Bunun sebebi hukuksal bir düzenleme sebebi ile ceza almak değildir. Bunun öncelikli sebebi konfor kaybı korkusudur. Konfor kaybı korkusu bireyse ve toplumda etkinlik ve yaygınlık kazanmaya başlayınca da ötekileşme ve yabancılaşma başlar… İşte toplumsal dönüşüm ve değişim de burada başlar.

İslam ifade etmekle başlar; ifade edilmeyen İslam var olsa da yaşayan bir İslam olamaz. Bu sebeple sahabeler İslam’ı yaşadıkları için değil ifade ettikleri için işkence görmüşlerdir.

Neden Şeriat Kelimesi Rahatsız Ediyor!

Sosyolojik olarak İslam’dan rahatsız olanlar namazdan, oruçtan ya da zekâttan değil daha çok “İslam Şeriatı” ifadesi ve talebinden rahatsız olmuşlardır.

Ne acı ki okullarda namaz, oruç dile getirilir ama İslam Şeriati dile getirilmez. Hatta bu misyon ve vizyonu İslam dininin hakikatleri olan imam hatip okullarında bile dile getirilmez… Bir adım daha ileri gidelim İslam Şeriatı ifadesinden en çok rahatsız olanlar bu okullarda idarecilik yapanlardır. Her zaman olduğu gibi hakkı yenmemesi gereken yiğitlerin hakkı her daim saklıdır.

Ülkemizde kurumlarda namaz kılmak yasak değilken bile ki zaten hukuki anlamda yasaklanması imkânsız korku sebebi ile namaz kılmadık. Kılanlar da ya en izbe köşeler de gizli gizli kıldı ya da kılanlar ciddi mobbingler yaşadılar.

Neden malum çevreler “Şeriati” hedef alıyor? Neden “Şeriat” talebinde bulunanları bilmem hangi ülkelere diyerek kinlerini kusuyorlar. Neden “Şeriat” kelimesinin ifade edilmesini istemiyorlar ve bundan psikoz boyutunda rahatsızlar? Tüm bunların cevabı malumun ilamı olur… Gelin biz daha öncelikli bir soru soralım ve düşünmeye devam edelim…

Mesaileri bitince ya da temsil ettikleri makamlardan evlerine geldiklerinde ya da hukuku olan insanlar ile hem hal olduklarında hatta ve hatta periyodik sohbetlerinde Muhammed, İslam diyen politikacı ve bürokratlar “Şeriat, Muhammed’in (sav) şeriatı üzerine yaşamak istiyoruz” talebinde bulunmuyorlar? Bu sorudan daha önemlisi ve acı olanı…

#AbdestliKonforperestler Lütfen Susun!

Neden bir dönem imam hatip yıllarındaki anılarını paylaşarak bugün yaptıkları yanlışları meşrulaştırmaya ve kamufle etmeye çalışan #AbdestliKonforperestler kamuda çalışan birilerinin Nebevi ve Rahmani talepleri karşısında ilk tepkiyi vererek malum kesimi teskin etmeye çalışıyorlar?

Neden şu tepkiyi vermiyorlar “Evet, bu talep inanlara pozitif ve rasyonel hukukun tanıdığı bir haktır ve bu hakkın korunması esastır” demiyorlar diyemiyorlar da … Makamlarının sembolik güçlerini kullanarak “Herkes haddini bilecek; dilinden dökülenlerin hesabını en ağır şekilde verecekler” diyorlar. Bunun önemli bir boyutu psikolojik olabilir lakin öncelikli boyutu toplumsal boyutudur.

Açıkçası kendisine inançlarının yaşanması konusunda umutları olan politik partilere 10 , 20 hatta  bir asır destek verseler de makamları temsil eden politikacı ve bürokratların bu tepkileri sadece oy verenlerin umudunu değil politik partilerin meşruluğunu da ortadan kaldıracaktır.

İnancımızın hakikatlerini ifade etmekteki en büyük engel malum politik parti ya da malum sivil toplum kuruluşları değildir. Malum kesimin tepki vermesi o kişilerin paradigmalarına olan biatlarıdır.

Hatta milletvekili korumasının ardından inanlara ve inancımıza dil uzatan milletvekillerinden utanması gereken vekillerimiz olmalıdır. Hizmet için değil ideolojileri için milleti temsil edenler hem bireysel hem de toplumsal hafızada asırlarca değerini koruyacaktır.

Kabul edilir ya da edilmez bundan sonra özellikle 2023 yılından sonraki seçimler ve politik mücadele hizmet eksenli değil; ideoloji eksenli olacaktır. Türkiye ciddi anlamda hizmete doymuştur. Bu saatten sonra ne kadar hizmet kalitesi artırılırsa artırılsın toplumsal tutumu değiştirmede etkili bir argüman olmayacaktır.

Muhammed’in (sav) şeriatini istiyorum ya da seviyorum!” bu talepte bulunmak asla ve asla suç unsuru değildir. Hatta ve hatta bunu ifade ettiği için ifade eden kişilere baskı ve sosyal lekeleme yapanlar uluslararası sözleşmeler ile yaptırımı tanımlanmış bir suç işlemiş olurlar. Bu gerçek bilinmediğinden değil sadece bunu ifade edenler konforunu kaybedeceği için bu tanımlanmış hakkı kullanmak istemiyorlar.

Toplum olarak Muhammed’in (sav) şeriatini gündem edilmez ve genç nesle telkin edilmez ise Müslümanlar gençlerin gözünde radikal ve aşırı fanatikler olarak zihinlere kazınacaktır.

Bu saatten sonra bu milletin ki % 99 Müslüman olarak tanımlanıp kabul edilmiş ve %75 oranda toplumun Muhammed’i (sav) sevenlerin temsilcisi olduğunu söyleyenler parti ayrımı yapmadan Muhammed’in (sav) şeriatini istemenin bir Müslümanlığın itikat önceliği olduğunu kabul edip üzerlerine düşeni ivedilikle yapmak zorundadırlar.

Bunu milletvekili, politikacı ya da bürokratların yapacağını bu konuda bu ümmete destek vereceklerini bir elin parmaklarının sayısını geçmeyecek hakkı yenmeyecek insanların dışında olanların yapacağına ihtimal vermiyorum… Temennim o ki bu konuda yanılmış olayım…

İnsanlar makamlarını ve konforlarını kaybetmemek için Cumhurbaşkanımızın ağzından çıkacak cümleleri beklemek için pusuya yatmış durumdadırlar… Örneğin Sezen Aksu isimli kadının hadsizliği karşısında Cumhurbaşkanımız “ İnancımıza uzanan dilleri kopartırız!” açıklamasından sonra hepsi kapan, aslan ve şahin kesildiler…

Pekala Beyler Söz Sizde …

Pekâlâ, beyler Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan konuşuncaya kadar neden sustunuz… Masum değilsiniz…

İnancımızın hakikatini dile getiren olunca ister Ayasofya Camii Başimamı Mehmet Boynukalın , ister Nureddin Yıldız ya da İhsan Şenocak hatta Bedri Gencer Hocamıza karşı zaman zaman solo zaman zaman da koro halinde had bildirici kesildiniz! Öyle ki görür görmez; duyar duymaz karşı mahallenin kalem ve kelam sahiplerine açık çek yazıyorsunuz “Hiç şüpheniz olmasın en ağır cezayı alacaklar!” siz de hiç mi vicdan kalmadı… Pusulanızı mı şaşırdınız… Konfor sarhoşu mu oldunuz… Sizler en iyi ihtimalle korkak en kötü ihtimalle de hainsiniz…

Kelamı selama bağlamadan… Gelin izanınız, insafınız ve imanınız ölmedi ise artık yüksek perdeden deyin ki “Biz Muhammed’in şeriatini seviyor ve istiyoruz” bunu deme cesaretiniz yoksa en azından haksızlık karşısında susun ki dilsiz şeytanların arasına karışın…

Artık, yeter susun… Artık yeter konuşmayın… Artık yeter inancımızın hakikatini dile getirenlere karşı Allah ve Rasulün hadlerini aşarak hadsizlik yapmayın…

Allah rızası için kardeşlik hakkı için ümmet hukuku için silkelenin ciğerlerinize kadar işleyen “Vehn Korkusunu” üzerinizden atın… Gelin hep beraber bedeli ne olursa olsun , “Lebbeyk Allahümme lebbeyk, Lebbeyke lâ şerîke leke lebbeyk, innel hamde ve’n ni’mete leke ve’l-mülk. Lâ şerîke lek.” (Müslim, Hacc, 3; ibn Mâce, Menasik, 15; Ebû Dâvud, Menasik, 26

Diyerek Allah’a kulluğumuzu ve Allah Rasulü Muhammed’e (sav) biatımızı tazeleyelim…
 

Ercan Harmancı
Eğitimci – Sosyolog

1000
icon
nv 5 Mart 2022 21:43

iyi misiniz.

0 0 Cevap Yaz


Paragraf Soru Bankası

MD DİJİTAL