Aralık ve Salaklık

İnsanı düşünmek, modern zindanımızın kapısını aralamak demektir... Aralık; takvim yapraklarında eksilen ayı değil, insanların arasında eksilen uzaklığı hatırlatır... Irakları yakın etmek safları aralık yaptığımız bu dönemde salakça değil zekicedir vesselam…

21 Aralık 2020 12:57
A
a

“Aynada görülen yüzün, çizgiler gam, gözleri hüzün. Aralık dedin mi uzundur gece adı var kendi yok gündüzün yeğen. Dil dost diler çay bahane. Kaç suskunluk sonra gelirsin? Aralık geldi, yıl bitiyor.” “Bir saate yanındayım Dayı” deyip salaklaştırıcı akıllı denilen telefonu kapadım.

Aralığın gelişi, beni diğer aylarla karıştırmayın der gibi; aniden, buz gibi, vedalarını bu pandemiyle hissettirmişti. Bu işler böyleydi işte. İnsan bir Aralık sabahında bir dostun gidişini sosyal medyadan öğrenince de salak olabiliyordu. Bu süreçte kapısını hep aralık tutan Dayı’da kim bilir ne kelamı kibar sözler birikmişti.

Merakımı celbeden bu sorunun cevabını almak için yanına vardığımda elindeki kitabı usulca sehpaya bıraktı. Çayları doldururken kitabın kapağı da dikkatimi çekmişti. Bir şark klasiği Abdurrahman İbn Cevzi’nin “Ahmaklar ve Dalgınlar” diye tercüme edilmiş eseriydi kitap.

Bu kitap hakkında ne dersin Dayı diye sordum. Başladı konuşmaya:

Bilmem hatırlar mısın zamanın behrinde İzmir Dikili’de “Salaklar Derneği” diye bir dernek kurulmuştu.

Rivayet odur ki kurucu zat, Dikili’den İzmir’e arabayla gitmiş, arabayla geldiğini unutup otobüsle tekrar Dikili’ye dönmüştür. Dikili’ye gelince arabasının İzmir’de olduğunu hatırlayıp otobüse atladığı gibi İzmir’e dönmüş arabasını alıp tekrar Dikili’ye dönmüştür. Diyeceksin ki adam salak mı? O da öyle düşünmüş olacak ki Salaklar Derneğini kurmuş.

 

Televizyonda tanıtımı yapılan programda dernek başkanı Hasan Karabay amaçlarının tüm salakları bir çatı altında toplamak olduğunu söylemişti. Sunucunun ‘‘siz salak mısınız?'' sorusu, önce kısa süren bir şaşkınlığa, ardından da kahkaha tufanına neden olmuş, başkan Karabay, düşünmüş düşünmüş bir süre sonra ve ‘‘Evet, salağım ve salaklığımla gurur duyuyorum'' yanıtını vermişti.

Sonra ne oldu biliyor musun yeğen? Kurulduktan altı ay sonra dernekler masasınca “Salaklar Derneği” kapatıldı. Gerekçe;

“Derneğin kuruluş bildirgesi, tüzüğü, kurucular kuruluna ait isim ve adres bilgileri mülki amirliğe bildirilmemiş, yönetim toplanmamış ve kongre yapılmamış”tı.

Dernek üyeleri hukuka veryansın edip uygulamanın salakça olduğunu kamuoyuna anlatmaya başladılar. Yasal açıdan haksız ama ahlaki temellendirme açısından güçlü bir savunmaları vardı.

“Kapatma kararındaki gerekçeler aptalca. Hukuk tanımazlığımızdan değil salaklığımızdan yapamadık. Adımız üstümüzde Biz salaklar derneğiyiz” diye.

 

Abdurrahman İbn Kayyım el Cevzi bu gördüğün “Ahmaklar ve dalgınlar” kitabında; “Ahmak kimse için susması konuşmasından, uzaklığı yakınlığından ve ölmesi yaşamasından daha hayırlıdır" der. Genel itibariyle bu tembih doğrudur. Öyle bir zamandan geçiyoruz ki zekilerin salağa yatması bir güvenlikli liman olmuştur.

Ahmaklık veya salaklık diyelim insanlık tarihi kadar eski bir kavram. Osmanlı dönemi edebiyatçıları salaklar grubuna Hokka-i bımağz demişler.

Farisiler salak kimseye “Hüşkser demişler. Kürtçeye geçişte bu ” seriüşk”, zazacaya “sereüşk” şekline dönüşmüş. İngilizler; idot, Fransızlar; stupide, idoit, zozo kelimelerini aynı manada almışlar. Almanlar; Dummkopf, Çinliler; Báichī,

Arapların eblehiyet dediği bu haslet Türkçede sayısız kelimeler ile iltifat bulmuş; Salak, denyö, ahmak, alık, geri zekâlı, mal, bön, hırtopoz, kalın kafa ve nihayetinde kafasız gibi.

Amerikan Edebiyatında salaklık ayrıca bir salaklığa işaret eder. Türkçeye “Alıklar Birliği” biçiminde çevrilen “A Confederacy of Dunces” adlı romanın yazarı kitabı yayınlayacak yayınevi bulamaz. Yayıncılara göre değersiz ve salakça bir romandır bu. Otuz İki yaşında psikolojik bunalımla intihar eden John Kenedy Tool ölümünden yıllar sonra annesinin ısrarıyla bu romanı yayınlanır. Roman 1981 yılında edebiyat ve felsefe alanında prestijli sayılan Pulitzer Ödülü'nü kazanır. “Nerden baksan tutarsızlık nerden baksan ahmakça” değil mi? Şimdi sen söyle yeğen kim salak kim akıllı?

 

Nasreddin Hocanın açık olan türbe kapısına asma kilit takmak zekice mi ahmakça mı mesela?

Hakka, hukuka, adaba, letafete, nezakete, ilgiye, görgüye, riayet edenlerin riayet etmeyenlerce salak yerine konulması durumunda denyö kim olur?

Tilkinin vaaz verdiği, envaı çeşit hırtopoz manivelası tik tok’un pliometrik sıçrama arenası olduğu, eşşeklerin raks edip öküzlerin çaldığı oratoryomda alıklaşmamak anormal değil mi?

Üçkâğıdın ilmin fennin kaidelerinden sayıldığı bir dünyada benim gibi antika düşünceler kurnazlara göre salakça değil mi?

“ kendim ettim kendim buldum” türküsünün rağbet gördüğü atmosferde salak kim o vakit?

 

Abdurrahman İbn Kayyım el Cevzi birde “zekiler kitabı vardır. Oradaki tembihlerden birinde der ki;

“Akıllı kimsenin alameti susması, sakinliği, gözünü koruyup yerinde hareket etmesi ve hadiselerin sonunu gözlemesidir.” Modern dönemde bunu yapabilmek için salağa yatmak zekice sayılmalı değil mi?

İnsanı düşünmek, modern zindanımızın kapısını aralamak demektir... Aralık; takvim yapraklarında eksilen ayı değil, insanların arasında eksilen uzaklığı hatırlatır... Irakları yakın etmek safları aralık yaptığımız bu dönemde salakça değil zekicedir vesselam…

“Eyvallah Dayı” deyip üçüncü çayı doldurmak için yerimden kalktım. Aralığın son mısralarındayız, günlerden ve günlerden pazartesi.

1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...



Paragraf Soru Bankası

MD DİJİTAL