Kumandan Salih Mirzabeyoğlu; idamdan beraate!

MAKALELER 3 Mart 2016 11:22
Videoyu Aç Kumandan Salih Mirzabeyoğlu; idamdan beraate!

Geç kalınmış adalet, adalet değildir! Zaten kararı verenler nefislerini yasa, kibirlerini karar kılmışsa, o mahkemeden adalet değil rezalet bekleyin.

Geç kalınmış adalet, adalet değildir! Zaten kararı verenler nefislerini yasa, kibirlerini karar kılmışsa, o mahkemeden adalet değil rezalet bekleyin. Allah’ın kanunlarına iman etmiş bir Müslüman, elbette Allah’ın kanunlarını inkâr üzerine kurulu bir hukuktan adalet beklemez. Ama tutarlılık ve insaf bekleme hakkı vardır. Bu ülkede tutarlılık ve insaf ise, sadece bireysel vakalarda olup, hiçbir zaman genele hakkını vermeye sirayet edecek iradeye ulaşamadı.

Türkiye’deki mahkemeler hala İslami kesime haksızca cezalar vermekte, adeta cezayı yağdırmaktadır! Sol kesimden bir kişiye ceza çıkınca öyle bir gürültü çıkarıyorlar ki, baskı altında kalan hâkim ve savcılar olaydan kendine kurtarma peşine düşüyor. AKP/Saadet medyası ve bürokrasisi de kendi adamını amorti etmekte. Ama kamuoyu baskısına ve güçlü bir medyaya sahip olmayan İslami kesim için aynı şey söz konusu değil. Bu nedenle en büyük adaletsizlik bile ağaçta itfaiyeyi bekleyen kedicik kadar bile olsa haberlerde yer bulamamaktadır! Bari İslami kesim olarak hukuk büroları ve hapishanedeki Müslümanlar ile dayanışma dernekleri kuralım da esir düşmesine engel olamadığımız kardeşlerimize ve ailelerine bir nebze de olsa sahip çıkmış olalım…

Salih_Mirzabeyoğlu_hayatiMirzabeyoğlu’nun fazlasıyla bidat dolu fikirlerini sahiplenmek ve savunmak ayrı bir konudur, onun uğradığı zulümleri, zulme karşı direnişini ve dik duruşuna selam vermek ayrı bir konudur. Biz burada Mirzabeoğlu’nun fikirlerine girmeyeceğiz çünkü bu ayrı bir konu ve gündemdir. Bununla birlikte Mirzabeoğlu’nun İslamcı bir lider olduğu ve İslami bir davadan bunca işkence görüp zindanda yattığı gerçeğini de gözardı etmek ona ayrı bir zulüm olur.

Mirzabeyoğlu davası bu ülkede İslami kesime kefen biçenlerin ne kadar adaletsiz olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur. 28 Şubat askeri darbesi sonrası İslami kesime baskının arttığı günlerde Salih Mirzabeyoğlu çocuğunu okula götürürken 1998’de gözaltına alındı. Hakkındaki suçlamalar için hiçbir delil olmamasına rağmen İBDA-C örgütüne liderlik yaptığı gerekçesiyle tutuklandı. Suç olarak yazdığı yazılar gösterildi ve İbda adına eylem yapan kişilerin bu fikirlerden esinlendiği iddia edildi. Savunmasında kendisini bir teorisyen olarak bıçak yapan birine benzetti Mirzabeyoğlu. İsteyen et keser, isteyen o bıçağı başka amaçlarla kullanırdı, bu “suçları” Mirzabeyoğlu’na yüklemek tam bir adaletsizlikti çünkü “suçu” işleyen kişileri bile tanımıyordu ve hiçbiriyle organik bağı tespit edilememişti.

526x297-d91Mirzabeyoğlu’na “suçunu” itiraf (!) ettirmek için çokça işkence yapıldı, ama o direndi ve boyun eğmedi. Ne kendisini, ne de yol arkadaşlarını satmadı! İllegal herhangi bir eylemde rolü olduğu ispatlanamayan, dönemin fikir-aksiyon merkezi haline gelen “İbda”yı temsil eden Mirzabeyoğlu, Ortaçağ Avrupa’sının engizisyon mahkemelerini geçen bir keyfiyetle 2001 yılında idama mahkûm oldu. Zaten kendi ifadesiyle, gözaltı ve yargılanma süreci baştan sona bir “tiyatroydu”…

Zorla saçı ve sakalı kesilen Mirzabeyoğlu hapiste olduğu sürede çok fazla işkence görmüş, buna rağmen diz çökmeyi reddederek “konuşmamıştı”!

salih_mirzabeyogluna_ozgurluk_platformundan_buyuk_calisma_h2331-horz

Tiyatroya son noktayı dönemin hâkimi koymuştu. Karar metnindeki ifade aynen şöyle: “Kumandan Salih Kod Salih İzzet Erdiş’in örgüt mensuplarının gerçekleştirdiği eylemlere doğrudan doğruya katıldığı tespit edilememiş olmakla beraber… Lidersiz bir örgüt düşünülemediği gibi örgüt mensuplarının gerçekleştirdiği eylemlerden de örgüt liderinin sorumlu tutulmaması eşyanın tabiatına aykırı düşer.” Bir tiyatroya dönüşen yargılamanın kararı ancak böyle verilebilirdi ve verildi.

O dönemde elinde Salih Mirzabeyoğlu’nun dergisi ya da kitabı olan kim var kim yok hapse atıyordu mahkemeler. Salih Mirzabeyoğlu’nun İslami diriliş ve direnişi hedefleyen yazıları sonucunda diz çökmeyen ve sisteme karşı fiili muhalefete hazır bir neslin yetişmeye başlaması üzerine, başta fikir babası kumandan Salih Mirzabeyoğlu olmak üzere birçok İBDA yanlısı Müslüman genç 28 Şubat sürecinde tutuklanarak zindanlara atıldı. Bu şekilde “uslandırma/sindirme” politikası izleyen sistemin aciz kaldığı yer de bu yerler oldu. Bitirilmek için zindana atılanlar, zindanı kendisine başlangıca çevirdi. O zamanların hapishaneleri hücre sistemi değil de koğuş sistemi olarak planlanmıştı. Kalabalık İBDA koğuşları da bir yandan ilmi medresesi halini alırken, bir yandan da kendisi de boksör olan Salih Mirzabeyoğlu’nun bizzat eğittiği direniş kampına dönüştü.

ibda-mimari-salih-mirzabeyoglu-250x180Sistem, sistemdışı olarak damgaladıklarını zindana çürüsün diye bırakıyor ama sonuç alamıyordu. Koğuşların dağıtılıp hapishanelerde hücre sistemine geçilmesine karar verildi ama bir sorun vardı: Devlet İBDA koğuşlarına giremiyordu! Müslümanlar ranzaların demirlerinden bıçak, borulardan mızrak yaparak koğuşa jandarmanın girmesine aylardır engel oluyorlardı. İBDA koğuşlarında devlet ne sayım yapabiliyordu, ne de denetim! Oralar “özgürleştirilmiş” topraklardı.

Mirzabeyoğlu içeride kitaplarını yazmaya devam etti. “Fikri yaşamak, yaşamayı fikir bilmek” diyordu, bunu hayatı ile ortaya koydu. Mirzabeyoğlu çıkardığı Gölge dergisinde yıllar öncesinden çizgisini kelimelere döküyordu:

“Ne Uzlaşma, Ne Teslim, Ne Hiçlik!

Yalnız MUTLAK FİKİR’de birlik!”

1999_ibda_kiyami_atlanarak_28_subat_anlasilmaz_h99Mirzabeyoğlu’nu zorla koyduğu zindana atan devlet, bu kez zorla oradan çıkarmaya çalışıyordu. Metris Cezaevi İbda koğuşu direniş yuvası oldu ve Kumandanı teslim etmeyi reddetti. 5 Aralık 1999’da arama yapmak için jandarma koğuşa girdiğinde Mirzabeyoğlu’nun ‘‘Allah-u Ekber’’ diye bağırıp işaret vermesiyle isyan başladı. Önceden hazırlanan ve hapiste karate, teakvando ve kickbox eğitimi alan İBDA gençleri sopa ve kesici aletler de kullanarak harekete geçti. İBDA gençleri 2’si binbaşı 20 subay, toplam 150 askeri rehin alıp bağladılar. 50’den fazla asker de yaralandı.  Operasyon hazırlıkları sürerken 7.5 saat sonra avukatların araya girmesiyle anlaşma yapıldı ve rehineler bırakıldı.

(bakınız: http://webarsiv.hurriyet.com.tr/1999/12/06/161485.asp )

Mirzabeyoğlu baştan sona direnişi organize ediyor, her bireyi önemsiyor ve eğitiyordu. Haykırdığı cümleler belleklere kazınıyor, zindan duvarlarında yankılanıyordu:

“Müslümanlar dik durun! Karşınızda leşler var.”

Gidişata müdahale etmeye karar veren devlet, 5-7 Ocak 2000 tarihinde 28 Şubat döneminin Adalet Bakanının talimatıyla Bandırma Cezaevine İbda koğuşuna Jandarma tarafından baskın düzenlendi. Üç gün boyunca koğuşlara gaz sıkıldı. Gaz bitince diğer illerden gaz takviyesi yapıldı. İtfaiye araçlarıyla koğuşların içini suyla doldurdular. Gerçek mermilerin kullanıldığından birçok İbda eri ağır yaralandı operasyonun sonunda, tahliyesine üç ay kala Hasan Meriç öldürüldü.

13-250x18025 Ocak 2000’de sabaha karşı Mirzabeyoğlu’nun kaldığı Metris Cezaevi’ne olağanüstü bir operasyon yapıldı. Laik rejim, hakaret edercesine operasyonun adını “Noel Baba Operasyonu” koymuştu. Gerçek mermiler gene kullanıldı, gaz bombası o kadar çok atıldı ki göz gözü görmüyordu. Bu saldırı sonucunda İBDA genci Sancar Kartal şehid oldu, 7-8 Müslüman yaralandı. Koğuştan alına Mirzabeyoğlu’nun saçı sakalı zorla tıraş edildi, çok fazla işkence gören Mirzabeyoğlu ayakta durmakta zorlanıyordu. 25 Ocak’tan sonra Salih Mirzabeyoğlu Kartal Cezaevi’ne alındı.

Dönemin sözde ulusal özde Yahudi medyası ise Mirzabeyoğlu’na hakaret etme yarışına girmişti. Sözde aydın sözde şerefsiz genel yayın yönetmenleri “Metris’in üç aslanı yolunmuş tavuk”, “Kafasını jandarmanın copuna çarptı” şeklindeki başlıklarla haberi verdiler.

27 Ocak 2000 tarihli Star Gazetesi ise daha da ileri giderek yapılan işkenceyi dalga konusu yapacak kadar aşağılık bir seviyeye inmişti. Ana sayfada manşetten şunları yazdılar Mirzabeyoğlu için:

“1) Jandarma koğuşa dalınca uyandı, alnını ranzaya çarptı. 2) Sendeleyerek kalktı, ayağı kayınca burun üstü düştü. 3) Kalkayım dedi, uyku sersemiydi. dipçiğe gözünü vurdu. 4) Kendini topladı. Kapıdaki askılığı görmedi, kulağını taktı. 5) Jandarma hasretle sıkı sıkı sarılınca boynuna kan oturdu. 6) Koğuştan çıkıyordu, kapıyı açık zannetti. Kaşını yardı. 7) Sağ gözünü dipçiğe vurmuştu sol gözü de copa değiverdi. 8) Diyet yaptığı için az yiyordu… Halsizlikten göz altları morardı. 9) “Hoşgeldin” dediği jandarmanın eli, elmacık kemiğine çarptı. 10) Mahkeme öncesi tıraş oldu jilet keskindi, yüzünü doğradı.”

kkk

İşkenceciler ve işkenceye alkış tutanlar tarihin kara çöplüğüne atılmaya mahkûmdur. Bugün Mirzabeyoğlu’nun bu laik hukukun önünde bile aklanması, onun değil sizlerin suçlu olduğunun en büyük ispatıdır. Halkın gözünde ise o zaten hiçbir zaman suç işlememiş İslam’ı savunan bir mütefekkir olarak daima kabul gördü ve görecektir.

İBDA’nın evlatlarını zindan ile sindirmeye çalışmak ne kadar da garip! Onlar zindanda hayat buldular, zindanda dirildiler. Beton gibi sağlam duruşlarını da, demir gibi sert kinlerini de zindanda büyüttüler. İBDA olarak dediğimize bakmayın, o dönem İBDA ön plandaydı, İslami gençler orada vücut buldu. Şu an isimler farklı olsa da içerde ve dışarda İslami gençlerin duruşu ve direnişi aynen devam etmektedir.

28896

Mirzabeyoğlu uzunca bir süre psikolojik işkenceye maruz kaldı. Belki cin musallat ettiler, belki bir takım ses veya ışınlarla baskı yaptılar. Mirzabeyoğlu telegram işkencesinin amacının kendisini delirtip değersizleştirme olduğunu söylüyor ve telegram işkencesini röportajında şu şekilde açıklıyor:

“Uzunca bir süredir Telegram yöntemiyle, çeşitli görüntü ve seslerle işkenceye maruz kalmaktayım. Günlük yaşantım Telegram’ın bendeki etkisine göre değişip şekilleniyor. Bilindiği gibi hücrede tutsak durumdayım. Üç hücrenin ortak kullandığı bir havalandırmaya açılıyor hücrem. Her gün saat 13.00 ile 16.00 arasında buraya çıkmama izin veriliyor. Ancak bu zaman dilimine gelindiğinde ben çıkmak istesem de Telegram’ın üzerimde bıraktığı etki sebebiyle, uğradığım işkence sebebiyle bitkin düşüyorum ve havalandırmaya çıkacak halim olmuyor.”

14 yılı tek kişilik hücrede olmak üzere toplamda 16 yıl cezaevinde esir kalan Mirzabeyoğlu’nun avukatı 28 Şubat döneminde yapılmış hukuksuzlukların, “en bariz ve en sembol” ismi olduğu gerekçesiyle, İBDA/C davasının arşiv dosyalarına bakmakla yükümlü İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesine 27 Haziran 2014’te başvurarak yeniden yargılama talebinde bulunmuştu. 23 Temmuz 2014 tarihinde talebini kabule değer gören İstanbul 14’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararıyla tahliye edildi. Yeniden yargılanan Mirzabeyoğlu bugünkü duruşmada beraat etti.

headline

Yani 2000 yılında idam veren bu ülkenin mahkemeleri, aynı dosyaya bu kez beraat verdi! Yani 16 yıl boşu boşuna yattı Mirzabeyoğlu! Böyledir helvadan put yapıp yiyenlerin yargılaması, gün gelir idam eder gün gelir “zaten laf olsun diye idam verdik” der!

Mirzabeyoğlu bunca yıl hapis yatan, işkence gören, telegram adını verdiği zihin işkencesine maruz kalan biri olarak şu an artık inzivaya çekilmiş, açık konuşmak gerekirse sistemin üzerinden geçip ezdiği emekli bir mütefekkirdir. Bunca işkence gören, 14 yıl tek başına hücrede kalan ve ağır zihinsel travmaya maruz bırakılan Mirzabeyoğlu için eleştirilerimizi yutmamız gerektiğini düşünüyorum. Zaten kendisine ait bir yapılanma ve fikriyat artık yoktur. Ama direnişinden ve azminden günümüz İslami gençliği bu tarihi, pozitif bir okuma ile birçok faydalı sonuç çıkaracaktır.

Sözümüzü sözün üstadı olan kumandan Salih Mirzabeyoğlu’nun “düşmana” yazmış olduğu bir şiiri ile noktalayalım:

Tenimizi ezebilirsiniz, ama ruhumuzu asla…

Bizi edebilirsiniz evimizden, tenimizden,

Ama dinimizden… Asla!

Çok şükür pişmanlık uğramadı semtimize!

Ya siz? Ezeli pis hayvancıklar,

Neye yaradı işkenceniz?

Dünyanız kara ahiretiniz zift,

Sizi bekliyor cehenneminiz!..

-Salih Mirzabeyoğlu-

Kaynak : Mirac Karaaslan
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...


Duymak ve Görmek İstedikleriniz için..
...................
FES TURİZM