Yazı Detayı
29 Haziran 2016 - Çarşamba 15:12
 
ŞİA'NIN İMAMET HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİ -3-
Nizameddin Demir
abdullahaziz@islammedya.com
 
 

4— İmamet Hakkındaki Görüşleri: -3-

        a)    İMAM  SEÇİMİ :

    "Şia'ya  göre,  "imamı"  ümmet  intihab   edip iş başına getirmez.  Bu  sebeple ümmetin seçtiği  "îmam",   imam  olamaz. Peygamberlerin   başlıca  vazifelerinden  biri de  "imam" tayin etmektir.  Bu sabeple onu ümmet seçemez.   İmamın doğrudan doğruya Peygamber tarafından  tayin  edilmesi   zarureti   vardır. Bu husus sarih (çok açık) bir hükümdür ve şii'lere  göre  "NASS" dır. (1)   Aynı  bahiste  Mevdudi (rha) : "Şia' ya göre,  imamın masumluğunu,  büyük,  küçük  tüm  günahlardan  pak  ve  münezzeh olduğunu,  hiçbir  surette  hata  yapmayacağını,   her  sözünün  ve  hareketinin  hak  olduğunu"  iddia  ettiklerini  belirtiyor.

  "İlk  imam Hz.Ali (ra)'dir. Sonraki on imam ve beklenen 12.imam hepsi Hz.Ali (ra)'nin oğulları  ve  torunlarıdır.  İmamet yalnız onların hakkıdır!   Hatta Hz. Hüseyin (ra)'nin evlatlarının  hakkı  olduğu  kuvvet  kazanmıştır.  Çünkü Hz. Hasan (ra)  Hz.Muaviye  (ra) ile yapılan  görüşmelerden  sonra   hilafetten  çekilmiştir.  Dolayısıyla   imamet  hakkını kaybetmiştir."  (2)    O'nun   çocukları  ve torunları da imamet hakkından mahrum kalmıştır.

    İmam   seçimi ile ilgili Şia'nın inançlarına devam edelim:  "Biz  velayete  inanıyoruz  ve diyoruz ki  Peygamber-i Ekrem (sa)'in  halife  tayin  etmesi  gerekirdi,  tayin etmiştir de." (3)   Daha da ileri giderek :  "Peygamber-i   Ekrem (sa) halife tayin etmezse, risalet vazifesi tamamlanmış olmaz." (4)  denilerek   Maide  suresinin 67.ayeti  celilesi  delil gösteriliyor. Biz bilmekteyiz ki bu inanç sadece İmam Humeyni'nin inancı değil,  bağlı bulunduğu mezhebin  temel inancıdır.     İran'da  mezheb  yoktu  değil mi?   Orada mezhebleri  kaldırmış bir kenara atmışlardı  değil  mi?   Bu inanç ve akide Şia'nın  inanç ve akidelerinin temelini oluşturmaktadır.   Böyle  inanmayan  zaten Şia olamaz. Şia'da  bu  inancın  aksine  inananları Şii  kabul  etmezler.  Humeyni  (rh.a) sadece  bir  mukalliddir.   Mezheb  içinde  müctehid  olsalar da   itikadi  tüm   meselelerde   bağlı  bulunduğu imamını  taklid etmek  mecburiyetindedirler.   O 'da bunu yaparak  kitabına  bunları yazmıştır. Bizim  açımızdan hareket, usul olarak çok doğru.   Biz o konuda  suçlamayıp  saygıyla karşılıyoruz. Ancak bu düşüncelerinin  temelinin yanlış olduğunu söylüyoruz.  Öyle de inanıyoruz.   Kraldan   ziyade kralcı kesilen  bir  takım zevat var ki,  işte bunlar  mezheb,   mezheb  imamı,  ictihad,  müctehid  tanımazlar.   Ve  Humeyni'ye hayran olurlar.  Bu zevat ya Humeyni'yi tanımıyorlar, yada Humeyni'yi kendi düşüncelerine   alet  etmek istiyorlar.  Humeyni  her şeyi söylemişti,  hiçbir  şey  gizlememişlerdi.  Kendisi  vekildi,  Naib'di.

    Kim olursa olsun, ayet-i kerimeleri kendi hevalarına  göre yorumlayarak,  tevil ederek yanlış düşüncelerini  İslam'ın emriymiş gibi göstermesi doğru  değildir.    "Ehll-i Sünnet  ve   Şia'nın    imamet;   meselesinde  ayrıldıkları   en  önemli  noktalardan biride,  imamın nasbı (tayini) hususudur.  Ehl-i  Sünnet'e  göre  imamı,  halk  veya halkı temsilen konsey (Ehl-i hal ve'l Akd) seçer.   Şia'ya  göre  ise, imam  seçimi  halka  bırakılamaz.   İlk  imam  ve  halife  Hz.Ali  (ra)'yi   bizzat   Peygamber   tayin  etmiştir.  Hz.  Ali  (ra)'den  sonra  ise,  her  imam kendisinden  sonra  yerine  geçecek  olan  imamı  bizzat kendi  tayin eder."   Tusi  ve  Reşid  Rıda." (5)

      Yine başka  bir  risalede :  "İtikadın  temeli  imamettir,   îmam  Allah'n  bir  lütfudur.   Ve bu lütfü  göstermek  Allah'a vaciptir.   Bir   Peygamber  kendisinden sonra ki imamı bildirmeye mecburdur.  Bu  işin  tayinini  millete  bırakması  caiz değildir. Zamanın imamını bilmek,  tasdik  etmek, emrine tcslim  olmak  imanın  şartlarındandır.   Allah'ı  bilmek,  ancak Allah'ı ve Resulünü  tasdik etmek, Hz.Ali (ra)'ye muhabbet  beslemek,  O'na  ve  hidayet  edilmiş  olan   imamlara   uyup   düşmanlarından uzaklaşmakla olur. İmamlar Allah'ın nurudur.  Yer yüzünde imamın misli ve benzeri yoktur.   Hiç  kimse onunla  mukayese  edilemez.   İmamet   nübüvvetin  devamı   gibidir.   Dolayısıyla  insanlar  istediklerini  imam tayin etmek,  dilediklerini  azletmek   hakkına   sahip değillerdir.   İnsanların   amelleri,  nebilere   olduğu  gibi imamlara da arzedilecektir.  Zaten  imamlar,  Resuller  ve  Nebiler   gibi vahye munatab olurlar.  Kabirde "Rabbin kim ?" sualinden  sonra  "îmamın kim?" diye sorulacak  ve   bu soruya "imamım Ali'dir"   diyenler   kurtulacaklardır...... Onlara  göre iman,  hak  ve batılı  bilmenin   tek  vasıtasıdır. O hem kanun koyucu,  hem de    bu  kanunu uygulayandır.   Yaptığı   her şey hayır,  nehyettigi her şey şerdir. Yaptığından sorumlu değildir."  

     Bir kısım  insanlar   sünneti  reddederken,  İslâm'ı yaşamada,  anlamada sünnetin yeri olamaz derken;   Şia, kendi  imamlarını   hüccet   kabul  ediyor,   hüküm koyucu,  kanun  koyucu  kabul  ediyor.  Ehl-i Sünnet'e  göre  imam  kanun  koyamaz,  şari  değildir.   Kitap    ve  sünneti  tatbik  eder.   Kıyasa  ve  îcma'ya  başvurur.  Yaptıklarından  sorumludur.

     Ehl-i  sünnet   mü'minlerin  bilmesi   gereken   çok  önemli bir husus var  ki  oda  şudur: Ehl-i Sünnet Akaidinde yer alan  her  madde,   Ehl-i Bid'at   fırkalarından   bir fırkanın görüşünü  reddetmek  için ortaya çıkmıştır.  Misal  olarak,  imametin   şartları ve özelliklerinden   bahsedilirken   Akaid kitaplarımızda şu  madde  göze  çarpmaktadır:   " İmamın  ne  gizli,  ne de (gelmesi)  beklenen  değil  açıkta  olması   gerekir" deniliyor. Bu mesele Akaidin  konusu  olmadığı  halde  akaidimizde yer  alması  konunun  ne  kadar  önemli  olduğunu  göstermektedir.   Yani imamın varlığı ve yokluğu,  seçimi  imani  bir mesele değildir.   İmam  olmadığı   zaman   iman   ortadan   kalkar  diyemeyiz.   Ancak olması,  itaat  edilmesi  farzdır,   îsyan   edilmesi  haramdır, deriz. Meşru bir  sebep  yokken  yapılan  isyan küfrü  gerektirecek boyutta ise o zaman  küfürle  hükmolunur.      Bu  demek değildir  ki  imama  lüzum  yoktur.  Elbette  hayır.  Lüzum  vardır.   Farz  ibadetlerin   bir   kısmının  ifası   imamın   varlığı  ile  yakından  alakalıdır.   Şia, imam  varsa  imanda  vardır,   îmam  yoksa  imanda  yoktur  der ki,  korkunç  bir iddiadır!

      Şia  böyle  bir  iddiayı  ortaya  atarken bu görüşlerini asılsız bir temel üzerine bina etmişlerdir. Şöyle ki, îlk imam Hz.Ali (r.a)'dir. Vahiyle tayin edilmiştir. Hz.Ali (r.a)’de  kendisinden  sonraki  imamı  tayin etmiştir.  En son imam ise Kıyametin sonuna kadar ki zamanı da   kapsayacak  şekilde  tayin  edilen   ve  gelmesi  beklenen   imamdır.     Bu imamlar   kendi  zamanlarında  İktidar  sahibi   olsunlar  veya  olmasınlar   zamanın  imamıdırlar. Asıl imam kendi imamlarıdır.  Devleti  olmayan,  yetkisi olmayan,  velayeti   olmayan   bir   imam.    Almanya'da  hayali  olarak  kurulan  Federe  İslam  Devleti  ve  onun  halifesi  gibi!  Şia'nın  inancı  budur.   Şu  anda da "Caferilere göre,   (gelmesi   beklenen  gaybi imam) 12. imam  Mehdi  düşman  korkusundan  gizlenmiştir.   Yakın   bir gelecekte ortaya çıkıp dünyayı   İslâm   adaletiyle   dolduracaktır.   (Mehdi hala yaşamakta olup,  hayatını   gizli  sürdürmektedir.   Onun  adına  dini   işleri   yürüten   vekilleri   ise   Ayetullâh'lardır." Taftazani."  (6)     Gaybi   imama   itaat, onu  velayet  sahibi  görmek  Sünnet  ehline göre  caiz  değildir.   Zira   Ehl-i  Sünnet'e  göre  velayetten  sözedebilmek  için,  imamın  açık, ortada  olması şarttır.   Bu   gün ise ortada olan O 'nun  vekilidir.  Vekile  bey'a  ise  caiz değildir.   Bu husus çok iyi anlaşılmalıdır.  

     İnkılâptan   sonra   Şii  Müslümanlardan bir kısmı,  İmam  Humeyni'(rha)'ye   karşı  çıkarak  onu  suçlamışlardı.   Gerekçeleri  ise  şuydu:  Humeyni'nin  yaptığı  bir  kısım  icraatlar,  görevler  Mehdi'nin  icraatları  görevleriydi.   Bu işler Mehdi'nin  gelmesiyle  halledilecekti. Şimdi   Mehdi'nin  gelmesi   gecikti.    İmam  Humeyni  bu  icraatları  yapınca  Mehdi'nin  gelmesi   gecikmiş   oldu!

      Bu çeşit  imamet  anlayışı   Şia'ya  göre  normaldir,   ama   Ehl-i sünnet'e  göre  hiçte  doğru  değildir.  Onlara  göre normaldir.  Zira Kuleyni: "Allah'ı, Peygamber'ini ve bütün imamlarla zamanın imamını tanımayan  bir  kimse  mü'min  olamaz."  (7)   demektedir.    Zamanın  imamı da  Mehdi'dir.  Böylece  meseleyi  kökten  hallediyorlar  ve  mesele  bitiyor.   Daha açık olarak söylersek,  bu gün; "İslâm Cumhuriyeti"  kurmuş olsalar  bile,  zamanın   imamı  yine beklenen   imam, 12. imamdır.   Bu inaç   Şia-İmamiyyesinin  temel  görüşüdür. Akaidleri  budur.   Bir  heyet  tarafından   kaleme  alınan   "Doğuştan  Günümüze Büyük İslam   Tarihi" adlı   eserde  imamet   hakkında   çok geniş bilgi  mevcuttur. Kaynaklardan aktarılan  bilgilerden  bir  kısmı  şöyledir:

"I- İmamet, ümmete  havale  edilip,   halkın  tayinine bırakılan işlerden değildir. Bilakis imamet,   dinin  direği  ve  İslâm'ın  bir rüknüdür. ... .Peygamberin  ümmete imam  tayin  etmesi  vaciptir.   Böylece  her   imam da   kendinden sonrakini tayin eder." (8) 

2- Kendisinden  sonra  ümmeti yönetecek    bir   imamı    tayin   etmek   Hz. Muhammed'e vacip  olduğundan,  oda bu görevi, Hz. Ali (ra)'yi açık bir nasla tayin  ederek yerine getirmiştir.   Bu   iş "Gadir-Hum"  denilen  yerde olup bitmişti.   (İşte Şia'nın tüm iddialarını bina  ettiği  olay  budur.)

3-İmamet, Hz. Ali (ra) ve onun   Fatıma (ra)'dan  olan  oğullarına  aittir.  İşte bunlar Şia  İmamiyye  Mezhebinin temel  ilkeleridir."  (9) 

     Ne  yazık ki;  asrın  halifesizliğinin  verdiği bunalım ve İslam'i ilimlerîn   ihmali   sonucunda,   Şia  kaynaklı  olan  gaybi  ve  masum  imam  teorisi,  Ehl-i  Sünnet   olduğuna   inandığımız   bazı  kesimlerde de     zuhur  etmiştir.   Şöyle ki;  bazı  şeyhler  için  "asrın  imamı,   müceddidi  filan  zattır,  onu  tanımadan  ölen  hapı yutmuştur,   gıyabi  de  olsa   ona  bağlanmak şarttır.    Bizim  efendi  dünyanın  direğidir,  ona  tutunmayan  perişan  olmuştur.   Bizim   pirimiz  deryada ki  geminin  kaptanıdır.   Bu  gemiye  binmeyen  helak  olmuştur.  Vücudunu   efendimizin  vücuduna   değdirmeyen  helak  olacaktır.  Üstadımızı     tanımayan   hem  bu  dünyada,  hem de   ahirette  helak  olmuştur. vb."   Daha  nice  ipe  sapa  gelmeyen  bir  sürü  safsata  ve  mugalata!  Bu  kesimin  bir  kısmına  göre  ise  "beklenen Mehdi  (as)  filan  zatmış (!)   Gerekli  mücadelesini  yapmış  ve  dünyasını  değişmiştir.  "Ahmak  insanlar hala mehdi bekliyorlarmış!"   Bir kısım gafiller ise,  "Mehdi  henüz   gelmedi, o  çıkana kadar  gıyabi  olarak  ona  biat  edilmeliymiş!"    Bu  tür  batıl ve bid'at  düşüncelerin  kaynağı  mutlak  surette  şiadır.    Aynı  tesiri   “Masum şeyh”,   “Mahfuz şeyh”  teorilerinde de görmekteyiz.  Bu batıl ve bid'at görüşlerin  hiçbirini   ciddiye   alamayız.   Zira Ehl-i  Sünnet uleması  bu  tür  inançları  tümünü kökten  reddetmiştir.  

    1-Mevdudi, Hilafet ve Saltanat, Sh:293-294, Ank.I972.    

   2-Doğuştan   Günümüze Büyük İslam Tarihi (Bir Heyet) C.2,Sh:457. 

     3-İmam Humeyni, İslam'da Devlet, Sh:50, İst.I99I.

     4-İmam Humeyni, İslam'da Devlet, Sh:51, İst.I99I.

     5-Doç. Dr. Mehmet Bulut, Ehl-i Sünnet ve Şia'da İsmet İnancı,Sh:142.

     6-Akaidi Nesefi,Sh: 73, İst. 1988.

     7-Kûleyni, el-Kafi C.I,Sh:I80.

     8-İbn-i Haldun, Mukaddime. sh : 164)

     9-Doğuştan Günümüze Büyük İslam Tarihi (Bir Heyet) C.2,Sh:465-466.      

 
Etiketler: ŞİA'NIN, İMAMET, HAKKINDAKİ, GÖRÜŞLERİ, -3-,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
29 Haziran 2016
ŞİA'NIN İMAMET HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİ -5-
29 Haziran 2016
ŞİA'NIN İMAMET HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİ -4-
29 Haziran 2016
ŞİA'NIN İMAMET HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİ -2-
29 Haziran 2016
ŞİA'NIN İMAMET HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİ - 1-
29 Haziran 2016
ŞİA'NIN SAHABE HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİ - 3-
29 Haziran 2016
ŞİA'NIN SAHABE HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİ -2-
29 Haziran 2016
ZARURİ BİR AÇIKLAMA
29 Haziran 2016
ŞİA'NIN SAHABE HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİ -1-
29 Haziran 2016
EHL-İ BİD'A FIRKALARDAN ŞİA -8-
29 Haziran 2016
EHL-İ BİD'A FIRKALARDAN ŞİA -7-
29 Haziran 2016
EHL-İ BİD'A FIRKALARDAN ŞİA -6-
29 Haziran 2016
EHL-İ BİD'A FIRKALARDAN ŞİA -5-
29 Haziran 2016
EHL-İ BİD'A FIRKALARDAN ŞİA -4-
29 Haziran 2016
EHL-İ BİD'A FIRKALARDAN ŞİA -3-
29 Haziran 2016
EHL-İ BİD'A FIRKALARDAN ŞİA -2-
29 Haziran 2016
EHL-İ BİD'A FIRKALARDAN ŞİA -1-
29 Haziran 2016
Ölen Kafire Dua Edilir mi?
29 Haziran 2016
Keffarette Delilimiz HADİS'TİR
29 Haziran 2016
Halimizden memnun muyuz!.
29 Haziran 2016
İslami Kavramlar: SALÂT (11)
29 Haziran 2016
İslami Kavramlar: SALÂT (10)
29 Haziran 2016
İslami Kavramlar: SALÂT (9)
29 Haziran 2016
İslami Kavramlar: SALÂT (8)
29 Haziran 2016
İslami Kavramlar: SALÂT (7)
29 Haziran 2016
İslami Kavramlar: SALÂT (6)
29 Haziran 2016
İslami Kavramlar: SALÂT (5)
29 Haziran 2016
İslami Kavramlar: SALÂT (4)
29 Haziran 2016
İslami Kavramlar: SALÂT (3)
29 Haziran 2016
İslami Kavramlar: SALÂT (2)
29 Haziran 2016
İslami Kavramlar: SALÂT (1)
29 Haziran 2016
İslami Kavramlar: CEMAAT (5)
29 Haziran 2016
İslami Kavramalr: CEMAAT (4)
29 Haziran 2016
İslami Kavramlar: Cemaat (3)
29 Haziran 2016
İslami Kavramalr: CEMAAT (2)
29 Haziran 2016
İslami Kavrmlar: CEMAAT (1)
29 Haziran 2016
İslami Kavramalr: SAHABE (5)
29 Haziran 2016
İslami Kavramlar: SAHABE (4)
29 Haziran 2016
İslami Kavramlar: SAHABE (3)
12 Mayıs 2015
İslami Kavramlar: SAHABE (2)
10 Mayıs 2015
İslami Kavramlar: Millet Sistemi ve Irkçılık (2)
09 Mayıs 2015
İslami Kavramlar: SAHABE (1)
13 Nisan 2015
İslami Kavramlar: Millet Sistemi ve Irkçılık (1)
09 Nisan 2015
İslami Kavramlar: ŞEFAAT (5)
31 Mart 2015
İslami Kavramlar: ŞEFAAT (4)
25 Mart 2015
İslami Kavramlar: AHD-İ MÎSAK (4)
20 Mart 2015
İslami Kavramlar: ŞEFAAT (3)
10 Mart 2015
İslami Kavramlar: ŞEFAAT (2)
27 Şubat 2015
İslami Kavramlar: ŞEFAAT (1)
25 Şubat 2015
İslami Kavramlar: AHD-İ MÎSAK (5)
25 Aralık 2014
İslami Kavramlar: AHD-İ MÎSAK (3)
24 Kasım 2014
İsami Kavramlar: AHD-İ MÎSAK (2)
24 Ekim 2014
İslami Kavramlar: AHD-İ MÎSAK (1)
24 Ekim 2014
Selefilik Şia ve Vahdet
Haber Yazılımı