Yazı Detayı
24 Ekim 2014 - Cuma 20:43
 
Selefilik Şia ve Vahdet
Nizameddin Demir
abdullahaziz@islammedya.com
 
 

Allahü Teala (c.c)'ya hamd-ü sena, Alemlere rahmet olarak gönderilen Efendimiz Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v)'e, Ehl-i Beyt'ine, Ashab-ı Kiram'ına salat-ü selam ve tüm mü'minlere hayır ve dualar ederim. 
 

İslam dininin iki asli kaynağına göre dünya Müslümanları itikadi açıdan iki yol üzerinde bulunmaktadırlar...
1- Ehl-i Sünnet Ve'l-Cemaat itikadı üzere olan Müslümanlar,
2- Ehl-i Bid'a itikadı üzere olan Müslümanlar...
 
Ehl-i Sünnet Ve'l-Cemaat itikadının iki Mezhebi ve iki imamı vardır.
 
1- Maturidiyye mezhebi be Maturidilerin imamı; İmam-ı Mansur Maturidi (Rh.a) .
2-Eş'ariyye mezhebi ve İmam Eş'ari (Rh.a)....
 
Son zamanlarda bazı aklı evvellerin "SELEFİLİK" diye yeni bir mezhep daha ihdas etmeğe çalıştıkları gözleniyor ise de, bu mümkün değildir... Zira bu mezhebe bir imam bulamıyorlar!... Selefilik diye itikadi bir mezhep yoktur... İbni Teymiyye (Rh.a)'nin yolunu tutanlar, onun sakat görüşlerini Selefilik adı altında pazarlamaya çalışmışlardır... Günümüzde de bazı zihinsel özürlü akaid yetimleri, İbni Teymiyye (Rh.a)'nin görüşlerini almış daha da geliştirmiş ve sistemleştirmiş "bilimsel vehhabilik" kılıfı geçirilerek, yine selefilik adı altında Müslüman gençliğe dayatmışlardır... Rabbim bu sakat görüşlerden Ümmet-i Muhammed'i muhafaza buyura!!! AMİN

Bu isim altında çalışarak, Tabiin ve Etbauttabiin döneminde ortaya çıkan mezhepleri yok etmek için, Ehl-i Sünnet Ve'l Cemaat Akidesini ve bu akide etrafında kenetlenen müslümanları parçalamaya yönelik ihdas edilen bir fırkadır. Kendilerini sahabe ile özdeşleştirmeye çalışırlar. Tabii bu sözde. Gerçekte mümkün değildir. Görüşlerine gelince : 

1-Selefe nisbetle kendilerine ümmet içinde yer ararlar. 

2-Ashab-ı Kiram devri yaşantısını örnek aldıklarını iddia ederler. Oysa realite tam tersidir. Zira, başta yeme-içme olmak üzere yatma-uyuma, giyim-kuşam, hayat yaşantıları olmak üzere kendilerine "Selefi" diyenlerle Sahabe-i Kiram (R:A:) arsında korkunç bir tezad vardır. Sahabe-i Kiram'ın bazı istisnalar hariç tamamına yakını birden fazla evlilik hususunda "Selefiyiz" diyenler gibi davranmamışlardır. Hele hele (Selef akaidinin tam zıddına olarak ) "medenilik, çağdaşlık adına nikahsız kadın ve erkeklerle bir arada hoşsohbetler, çay sohbetleri, aile sohbetleri" vb. eğlenceleri kendilerinin hangi uçurumun kenarında olduğunu göstermeye kafidir. Yeme içme hususunda Sahabe-i Kiram (R.A.) günde iki öğün yemek yemişlerdir. "Selefiyiz" diyenler ise bulsalar belki günde beş öğün yemeğe hayır demezler. 

Diğer yandan kılık-kıyafet noktasında, laikçilik bağnazlığı adı altında İslam düşmanlığı yapanlarla kendilerine "Selefiyiz" diyenler arasında hiç mi hiç bir fark göremezsiniz. Onlarda Sarığa karşıdırlar onlarda. Onlarda sakala-Cübbeye karşıdırlar, onlarda. Öyleyse şimdi usulü dairsinde "Selefiyiz" diyenlere soralım : "Selefin Sarığı, Sakalı, Cübbesi yok muydu? Siz hangi selefiler'densiniz?" Buna açıkça yamukluk veya sahtekarlık denmez mi? Haaa "Efendim biz 'Selefiyiz' derken sizin anladığınız noktada değil yani "Yaşantıda-Yemede, içmede-Yatmada-uyumada-Evlenmede vs. değil, 'inanç ve akaidde' selefiyiz, diyoruz" derlerse yine bu da apaçık bir aldatmadır, deriz. 

Zira, kabahatleri özürlerinden daha büyüktür. O zaman biz hemen sorarız kendilerine : "Peki büyük imamlardan başta İmam-ı Azam Ebu Hanife (Rh.a.) olmak üzere diğer mezhep imamları İnanç ve Akaid noktasında hangi peygambere tabi idiler? Hz. Musa (a.s.)'ya mı, Hz. İsa (a.s.)'ya mı? Hangisine? Kitap olarak hangi kitaba tabi idiler? Ehl-i Sünnet ulemanın bilmediği bazı gerçekler mi (!) var? Yoksa sizin aklınızdan zorunuz mu var?" 

3-Mezhepsizliği körükleyen mezhep düşmanıdırlar. (özellikle ehl-i sünnet düşmanı) 

4-Mukallidin imanının sahih olmadığını söylerler. 

5-Allahu Teala (cc)'ın sıfatları hakkında te'vilden kaçınırlar. (Allah'ın eli, yüzü, makamı,ayağı vb.) 

6-Mücessime-Müşebbihe fırkalarının görüşlerine yer verirler. 

7-Günümüzdeki selefiyyeciler; Dinde Reform çığırtkanlığı yapmaktadırlar. Varlık sebeplerinin aksine. Zira, "Selefiyiz" diyenlerin asla bu tür akaidlere tevessül etmemeleri elzemdir. 

8-Bilimsel Vahhabilik ne ise Selefiyyecilikte odur, diyebiliriz. 

"Son asırlarda Ehli sünnet itikadından ayrılan bazı din adamları "Selefiyye" adını verdikleri sapık bir yol tutmuşlardır. Bunun itikadda mezhep olduğunu söyleyip, kitaplarında yazmışlardır. Halbuki İslamiyette "Selefiyye mezhebi" diye bir şey yoktur. Ehli sünnet âlimleri böyle bir şey bildirmemişler ve kitaplarında asla yazmamışlardır, İslamiyette "Selef-i salihin" mezhebi, yani Ehli sünnet mezhebi vardır. Selef-i salihin; hadis-i şerif ile methedilen, övülen ilk iki asrın müslümanlarıdır. Yani Selef-i salihin, Eshâb-ı kirâm ve Tabiine verilen isimdir. Bu şerefli insanların itikadına "Ehli sünnet vel-cemaat mezhebi" denir. Bu mezhep, iman, inanç mezhebidir. Eshâb-ı kirâmın ve Tabiini i'zamın imanları hep aynı idi. inançları arasında hiç bir fark yoktu.

İmam-ı Gazali hazretleri ilcam-ül-avam kitabında; "Bu kitapta itikad fırkalarından. Selef mezhebinin hak olduğunu bildireceğim. Bu mezhepten ayrılanların bidat sahibi olduklarını anlatacağım. Selef mezhebi demek, Esbâbın ve Tabiinin itikadları demektir..." buyurarak Selef mezhebi demenin, Ehli sünnet vel-cemaat mezhebi demek olduğunu açıkça bildirmiştir.

Mısır'daki Ezher Üniversitesi'nden mezun üstad İbni Halife Alivi "Akıdet-üs-selef-i vel-halef" adlı kitabında şöyle yazmıştır: "Ebu Zehra (Tarih-ül-mezahib-ül-islamiyye) kitabında yazdığı gibi, hicretin dördüncü asrında, Hanbeli mezhebinden ayrılan bazı kimseler, kendilerine (Selefiyin) ismini verdiler. Hanbeli mezhebi âlimlerinden Ebu'l-Ferec İbni Cevzi ve diğer âlimler bu selefilerin, Selef-i salihinin yolunda olmadıklarını, bidat ehli, mücessime fırkasından olduklarını bildirerek, bu fitnenin yayılmasını önlediler. Daha sonra yedinci asırda, İbni Teymiye el-Harrani bu fitneyi tekrar alevlendirdi. Kendilerine (Selefiyye) ismini takanlar, İbni Teymiye selefilerin büyük imamı dediler.

İbni Teymiye, Hanbeli mezhebinde olarak yetişti. Yani Ehli sünnet idi. Fakat sonradan kendi aklına uyarak, sapık görüşler ortaya attı. Ehli sünnet itikadından ve dolayısı ile Hanbeli mezhebinden ayrılıp uzaklaştı

Kendi başına ayrı bir yol tutup, tuttuğu bu sapık yolda sürüklenip gitti. Kendine tabi olanları da saptırdı. Ona tabi olanlar onun bu yoluna selefiyye dediler. Bu hususu derinlemesine araştırıp, incelememiş ve kaynakları iyi anlayamamış olan bazıları Ehli sünnet âlimlerinin kitaplarındaki "Selef ve "Selef-i salihin" ifadelerini değiştirerek, "Selefiyye" şeklinde nakletmişler ve yazmışlardır, itikadda Selefiyye diye bir mezhep yoktur. Peygamber efendimizin hadis-i şerifte fırka-i naciyye, kurtuluş fırkası olarak bildirdiği tek bir itikad mezhebi vardır. O da Ehli sünnet vel-cemaat mezhebidir, İmam-ı Matüridi ve İmam-ı Eşari bu mezhepte iki itikad imamıdır ve bu mezhebi yaymışlardır." 

Bu iki zümrenin dışında kalan tüm fırkalar İslam'a göre "EHL-İ BİD'AT" hükmündedirler... Bu fırkaların tamamı Ehl-i Sünnet yolu dışında kalmışlardır. Kur'an-ı Kerim, Sünnet-i Seniyye, İcmaa' ve Kıyas-ı Fukaha' nın yolunu takip eden Müslümanların mezhebine "Ehl-i Sünnet Ve'l-Cemaat Mezhebi" adı verilmiştir... İslam'ın asli kaynaklarına göre "Ehl-i Sünnet Ve'l-Cemaat itikadı"nın dışında kalan diğer tüm mezheplere de "Ehl-i Bid'at Mezhepler" denilmiştir... Ehl-i Bid'at mezheplerin sayısı belli değildir... Rasül-i Ekrem (sav)'in "Muteber birçok kaynakta yer alan "Ümmetin yetmiş üç fırkaya" bölüneceğine dair Hadis-i Şerifi, itikadi mezheplerin teşekkülü ile yakından alakalıdır. Resûl-i Ekrem (sav): "İsrail oğulları yetmiş iki fırkaya ayrıldılar. Benim ümmetim ise yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır. Bunlardan biri müstesna, hepsi de cehenneme girecektir" buyuruyor. Sahabe-i Kiram: "- O müstesma olan fırka hangisidir ya Resûlûllah?" diye sorunca, Peygamberimiz Efendimiz (sav): "Benim ve ashabımın yolunda olan cemaattir"(110) müjdesini veriyor. Yine bir başka Hadis-i Şerif'te Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Benim ve Raşid halifelerimin sünnetine sarılınız" (111) emrini verdiği bilinmektedir. 

Abdülkadir el Bağdadi "Ümmet'in fırkalara ayrılacağını haber veren" Hadis-i Şerif'le ilgili olarak şunları zikrediyor: "Ümmetin fırkalara ayrılması ile ilgili hadisin birçok isnadı vardır. Bu Hadisi, (Allah'ın selât ve selâmı ona olsun) Nebi'den; Enes b. Malik, Ebû Hureyre, Ebu'd Derda, Cabir, Ebû Said El Hudri, Übeyy b. Kaab, Abdulah b. Amr El As, Ebû Ümame, Vasile b. El Eska ve diğerleri gibi sahabeden birçoğu rivayet etmiştir. İlk dört halifenin (Hülâfa-i Raşidin); kendilerinden sonra ümmetin fırkalara bölüneceğini, bunlardan yalnız bir fırkanın kurtuluşa ereceğini ve diğerlerinin ise dünyada sapıklığa düşüp, ahiret'te perişan olacağını söyledikleri rivayet edilmiştir."(112) 

Resûl-i Ekrem (sav)'in ve Hülâfa-i Raşidiyn'in yolunu dosdoğru takip edenlere "Ehlû's Sünne ve'l Cemâa" ismi verilmiştir. Türkiye'deki yaygın kullanılışı "Ehl-i Sünnet ve'l Cemaat" veya "Ehl-i Sünnet'tir" Tarih boyunca müslümanların kahir ekseriyetini "Ehl-i Sünnet" teşkil etmiştir. 

İslâm ulemâsı, itikadi mezhepleri "Ehl-i Sünnet" ve "Ehl-i Bid'at" olmak üzere ikiye ayırmıştır. Bid'at; Resûl-i Ekrem (sav)'den alınan ilim, amel veya halden ibaret olan "Hakk'ın" hilafına olarak sonradan çıkarılan, bir tevil ve şüphe neticesinde itikad haline getirilen şeydir. Hanefi fûkahasından Alaûddin El Haskafi Bid'atı: "Peygamber (sav)'den malûm ve meşhur olan şeyin aksine itikad etmektir" (113) şeklinde tarif ediyor. Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Dinimizden olmayan herhangi bir şeyi uyduranın ortaya koyduğu merduttur. Her bid'at delâlettir" (114) buyurduğu bilinmektedir. Bu Hadis-i Şerif'teki "Küllü Bid'atü'n Delâletün" hükmü, amm (Umumi) bir beyandır. İmam-ı Gazali "Bid'atı red ve ondan el çekmek beğenilmiş bir sünnettir. Her bid'at mezmun (zem edilmiş) ve delâlettir" (115) hükmünü zikreder. İmam-ı Rabbani "Mektubat" isimli eserinde: "Bid'atın hasenesi olmaz. Hepsi mezmundur"(116) diyerek, konunun ehemmiyetini ortaya koymaktadır. Sonradan ortaya çıkan sahih örfü veya güzel adetleri "Bid'at-ı Hasene" olarak isimlendiren alimler, terkipteki bid'at kelimesini lûgat manasında kullanmışlardır. Mu'tezile mezhebi ise bid'at-ı hasane'yi, insan aklının güzel gördüğü fiiller olarak değerlendirmiş ve savunmuştur. 

Resûl-i Ekrem (sav)'in yolundan; makûl bir te'vil ve şüphe ile ayrılan fırkalar, Zaruriyyat-ı Diniyye'den olan hususları inkâr etmedikleri müddetçe "Ehl-i Kıble" olma özelliklerini korurlar. "Ehl-i Kıble tekfir edilmez" hükmü, Ehl-i Sünnet ulemâsı tarafından ittifakla kabul edilmiştir. Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Kim bizim kıldığımız namazı kılarsa, bizim kıblemize yönelirse, kestiğimizi yerse, işte Allah ve Resûlü'nün zimmetinde bulunan müslüman budur. Allah'ın zimmetini bozmayın" (117) hadisi şerifi esas alınmıştır. İnanılması zaruri olan hususları inkar ederse "Ehl-i Kıble" olma özelliğini yitirir. 

Allahû Teâla (cc)'nın indirdiği hükümleri çirkin görüp; o hükümlerin yerine geçmek üzere, kendi heva ve heveslerinden hükümler icad eden filozof'lar genellikle "Ehl-i Bid'at" arasından çıkmıştır. 

Günümüzde; itikad'da "Ehl-i Sünne ve'l Cemâa'dan" ayrı olan ve dünyanın değişik bölgelerinde yaşayan itikadi mezhepler şunlardır: 
1. İbâdiyye,

2. Vehhabilik, (selefilik)

3. Zeydiyye,

4. İsmailiyye,

5. İmamiyye,

6. Nusayrilik,

7. Dürziyye,

8. Kadıyanilik,

9. Babilik,

10. Bahaiyye,

11. Alevilik. 

İtikad'da "Ehl-i Sünne ve'l Cemaa'dan" olduğunu ikrar etmekle birlikte; müstekbirlerin istilâları sonucunda, küfrün ideolojilerini benimseyen ve "Din ile dünya işlerinin" birbirlerinden ayrılmasını savunan kimselere de raslamak mümkündür. Bunlar; Allahû Teâla (cc)'nın indirdiği hükümleri reddeden siyasi güçlere destek olmak sûretiyle "Küfrün" güçlenmesini sağlar. Ayrıca Küfür ahkamı ile hükmedilen beldelere "Darû'l İslâm" demekten bile haya etmezler. Bunların bir kısmı gafil, bir kısmı cahil, bir kısmı da haindir!.. Allahû Teâla (cc)'nın mülkünde, O'nun verdiği rızıklarla hayatlarını devam ettirdikleri halde; tağuti güçlere destek olmaktan zevk alırlar. Resûl-i Ekrem (sav)'in ve Sahabe-i Kiram'ın hayatının sürekli cihad'la geçtiğini bildikleri halde; bu gerçeği gizleyebilmek için "Hurafe'leri" yaymakla meşgul olurlar. Elbette bunların da; "Ehlû's Sünne ve'l Cemaa" ile yakından uzaktan alâkaları yoktur. 

Allahû Teâla (cc) ve Resûlüne (sav) kayıtsız ve şartsız olarak teslim olan mü'minler; imtihan alanını ve zamanını kendilerinin tayin etmediklerinin şuurundadırlar. Hangi halde bulunurlarsa bulunsunlar; şer'i hududları muhafaza hususunda titizlik gösterirler. Allahû Teâla (cc) ve Resûlü (sav)'ne itaat etmenin "Farz" olduğunu bildikleri için, kat'iyyen pazarlık etmezler. İşte "Ehlû's Sünne ve'l Cemaa'nın" ortak özelliği budur." (Yusuf Kerimoğlu, Emanet ve Ehliyet-İslam İlmihali)

Ehl-i Bid'a mezheplerin tamamı birbirlerini tekfir ederler... Fakat, Ehl-i Sünnet Ve'l-Cemaat Mezhebi, ise Zarurat-ı Diniyyeden olduğu kati delillerle sabit olan bir hükmü inkar etmedikleri müddetçe Bid'at ehlinden hiç kimseyi tekfir etmezler... Bu husus, tarih boyu Ehl-i Sünnet Ve'l-Cemaat Mezhebinin güzel yanını oluşturmuştur. Yani biz Müslümanlar, "EHL-İ KIBLE"DEN hiç bir kimseyi tekfir edemeyiz.... Akaid ûlemamız buna izin vermemişlerdir... Kütüb-ü fıkhiyemiz ve kütüb-ü kelamımız bu hükümlerin izahlarıyla doludur... 

Rasûl-i Ekrem (sav)'in: "Kim bizim kıldığımız namazı kılarsa, bizim kıblemize yönelirse, kestiğimizi yerse işte Allah ve Resûlünün zimmetinde bulunan müslüman budur. Allah'ın zimmetini bozmayın" hadis-i şerifini esas alan Ehl-i Sünnet'in müctehid imamları: "Kıble ehlinin tekfîri câiz değildir" hükmünde ittifak etmiştir. (İmam-ı Azam, A.g.e. Sh: 424-425.) Hanefî fûkahasından Molla Hüsrev: "Ehl-i ehva kelâm kitaplarında zikredildiğine göre inançları Ehl-i sünnet'in inançlarına uymayan ehl-i kıbledir. Bunların şahitlikleri kabul edilir." (Molla Hüsrev-Dürerû'l Hükkâm fi Şerhû Gurerû'l Ahkâm-İst: 1307, C: 2, Sh: 376.) hükmünü zikreder. Alauddin El Haskafî "Bid'at ehlinin imâmeti'ni" izah ederken: "Bid'at: Peygamber (sav)'den malûm ve meşhur olan şeyin aksini itikad etmektir. Fakat bu bir inad sebebiyle değil, bir nevî şüphe iledir. Bizim kıblemize dönenlerden hiçbiri bid'at sebebiyle tekfir edilemez" hükmünü kaydeder. İbn-i Abidin bu metni şerhederken: "Bizim kıblemize dönenlerden hiçbiri şüphe ile kurulan bid'atten dolayı tekfir edilemez. Ama zarurat-ı dîniyye hususunda muhâlefet edenin küfrüne hilâf yoktur" (İbn-i Abidin-A.g.e C: 2, Sh: 409-410.) diyerek, konuya açıklık getirir. Sonuç olarak; inanılması zarurî olan hususları inkâr etmediği müddetçe, ehl-i kıble tekfir edilmez." (Yusuf Kerimoğlu, Emanet ve Ehliyet-İslam İlmihali)

Dünya Müslümanları ehl-i küfre karşı birlik ve beraberlik içinde yek vücut olmalıdırlar... Bunu gönülden arzu etmek ayrı bir şeydir, gönülden geçirilenlerin gerçekleştirilmesi ayrı bir şeydir... Hal böyle olunca birlik ve beraberlikten bahsetmek, şianın veya selefiliğin reklamını yapmak demek değildir... Hele hele, "Müslüman mahallesinde şii sempatizanlığı yapmak" hiç değildir!!! Üzülerek şunu belirtelim ki, Ehl-i kitabı destekledikleri halde, "ehl-i kıbleyi" tekfir eden Müslümanlar (!) gördük!!!!! Ehl-i kıbleye karşı Ehl-i küfrün safında yer alan sözüm ona Müslümanlar (!) gördük... Dünyanın müstekbir kafirleri çeşitli bahaneler adı altında, İslam topraklarını talan edip, çoluk çocuk demeden katlederken, Müslüman kadınların namuslarını kirletirlerken, elbette Müslümanların birlik ve beraberlik çağrılarında bulunmaları gerekiyor!!!!!... Başka ne yapmalarını beklemek lazım? Varolan ayrılıkları körüklemelerini mi beklemek lazım? Bu konuda tüm Müslüman kardeşlerimi itidalli davranmaya davet ediyorum... Karşımızdaki düşman İslam düşmanı olarak belli olduktan sonra mesele, bitmiştir... Tüm Müslümanların tek yürek ve tek bilek olmaları gerekmektedir... 

Allahü Teala (cc)'ya emanet olunuz...
 
Etiketler: Selefilik, Şia, ve, Vahdet,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
29 Haziran 2016
ŞİA'NIN İMAMET HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİ -5-
29 Haziran 2016
ŞİA'NIN İMAMET HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİ -4-
29 Haziran 2016
ŞİA'NIN İMAMET HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİ -3-
29 Haziran 2016
ŞİA'NIN İMAMET HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİ -2-
29 Haziran 2016
ŞİA'NIN İMAMET HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİ - 1-
29 Haziran 2016
ŞİA'NIN SAHABE HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİ - 3-
29 Haziran 2016
ŞİA'NIN SAHABE HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİ -2-
29 Haziran 2016
ZARURİ BİR AÇIKLAMA
29 Haziran 2016
ŞİA'NIN SAHABE HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİ -1-
29 Haziran 2016
EHL-İ BİD'A FIRKALARDAN ŞİA -8-
29 Haziran 2016
EHL-İ BİD'A FIRKALARDAN ŞİA -7-
29 Haziran 2016
EHL-İ BİD'A FIRKALARDAN ŞİA -6-
29 Haziran 2016
EHL-İ BİD'A FIRKALARDAN ŞİA -5-
29 Haziran 2016
EHL-İ BİD'A FIRKALARDAN ŞİA -4-
29 Haziran 2016
EHL-İ BİD'A FIRKALARDAN ŞİA -3-
29 Haziran 2016
EHL-İ BİD'A FIRKALARDAN ŞİA -2-
29 Haziran 2016
EHL-İ BİD'A FIRKALARDAN ŞİA -1-
29 Haziran 2016
Ölen Kafire Dua Edilir mi?
29 Haziran 2016
Keffarette Delilimiz HADİS'TİR
29 Haziran 2016
Halimizden memnun muyuz!.
29 Haziran 2016
İslami Kavramlar: SALÂT (11)
29 Haziran 2016
İslami Kavramlar: SALÂT (10)
29 Haziran 2016
İslami Kavramlar: SALÂT (9)
29 Haziran 2016
İslami Kavramlar: SALÂT (8)
29 Haziran 2016
İslami Kavramlar: SALÂT (7)
29 Haziran 2016
İslami Kavramlar: SALÂT (6)
29 Haziran 2016
İslami Kavramlar: SALÂT (5)
29 Haziran 2016
İslami Kavramlar: SALÂT (4)
29 Haziran 2016
İslami Kavramlar: SALÂT (3)
29 Haziran 2016
İslami Kavramlar: SALÂT (2)
29 Haziran 2016
İslami Kavramlar: SALÂT (1)
29 Haziran 2016
İslami Kavramlar: CEMAAT (5)
29 Haziran 2016
İslami Kavramalr: CEMAAT (4)
29 Haziran 2016
İslami Kavramlar: Cemaat (3)
29 Haziran 2016
İslami Kavramalr: CEMAAT (2)
29 Haziran 2016
İslami Kavrmlar: CEMAAT (1)
29 Haziran 2016
İslami Kavramalr: SAHABE (5)
29 Haziran 2016
İslami Kavramlar: SAHABE (4)
29 Haziran 2016
İslami Kavramlar: SAHABE (3)
12 Mayıs 2015
İslami Kavramlar: SAHABE (2)
10 Mayıs 2015
İslami Kavramlar: Millet Sistemi ve Irkçılık (2)
09 Mayıs 2015
İslami Kavramlar: SAHABE (1)
13 Nisan 2015
İslami Kavramlar: Millet Sistemi ve Irkçılık (1)
09 Nisan 2015
İslami Kavramlar: ŞEFAAT (5)
31 Mart 2015
İslami Kavramlar: ŞEFAAT (4)
25 Mart 2015
İslami Kavramlar: AHD-İ MÎSAK (4)
20 Mart 2015
İslami Kavramlar: ŞEFAAT (3)
10 Mart 2015
İslami Kavramlar: ŞEFAAT (2)
27 Şubat 2015
İslami Kavramlar: ŞEFAAT (1)
25 Şubat 2015
İslami Kavramlar: AHD-İ MÎSAK (5)
25 Aralık 2014
İslami Kavramlar: AHD-İ MÎSAK (3)
24 Kasım 2014
İsami Kavramlar: AHD-İ MÎSAK (2)
24 Ekim 2014
İslami Kavramlar: AHD-İ MÎSAK (1)
Haber Yazılımı