Yazı Detayı
13 Nisan 2015 - Pazartesi 13:14
 
İslami Kavramlar: Millet Sistemi ve Irkçılık (1)
Nizameddin Demir
abdullahaziz@islammedya.com
 
 

Bu  yazımız  aslında bir kitap tanıtımı yazısıdır.  Yazı Merkezi  Ankara da  bulunan “Misak Mucmuası”nda geçtiğimiz  yılda  kaleme alınmış  idi... O yıllarda  ortaya  atılan  ve büyük çalkantılara sebep olan “Kürt açılımı”  düşüncesinin hemen ardından  yazılmış  idi.  Günümüzde  bazı  Müslümanların  ümmetin siyasi meselelerine resmi ideolojinin  penceresinden bakarak  değerlendirme yapması  adeta felaket boyutuna yükselmiştir.   Bu nedenle  faydalı olacağı kanaatine  binaen bu yazıyı  buraya almayı uygun gördük.

 

Tanıttığımız  kitap;  “İslamda Irkçılık ve Milliyetçilik” (İslamda Davayı Kavmiyyet)  isimli bir  kitaptır.  Kitabın  yazarı   Ahmed Naim Babanzade (Rh.a)  efendidir.  Eser  “resmi ideolojinin  devlet  ideolojisi,  laikliğin devlet dini”  haline getirilmesinden sonra  matbuattaki  tartışmaları    ve  ırkçılığı  esas  alan  “resmi ideoloji”yi   savunanlara  karşı   yazılan  makaleleri  muhtevi   bir eserdir.   Eserde  sürekli   “ÜMMET”  birliğine  vurgu  vardır.   Bu  kitabı  tercihimizin sebebi, Türkiyenin gündemine oturan, aylarca da  sıcak  tartışmalara  sebep  olacak  “Demokratik açılım”  olmuştur.

 

Konunun  daha  kolay  kavranabilmesi  için  sistemin  önünde  yalçın kaya  gibi  duran  çıkmaza Yusuf  Kerimoğlu  Hocafendinin  Dergimizde  vurduğu  neşteri  naklederek  girelim :  “Türkiye Cumhuriyeti devleti; çoğulculuğu   esas   alan,   kavimleri,  dinleri ve dilleri farklı olan insanların asırlarca bir  arada yaşamalarına vesile olan Osmanlı Devleti'nin bir devamı mıdır? Bu suale "Evet" veya "Hayır" cevabını vermeden önce, son iki asırdır yaşanan siyâsi ve sosyal değişimin keyfiyetini dikkate almamız gerekir. Hakikate uygun olan, bilgiye ve hikmete dayanan "Nizam-ı Alem" ideali, Osmanlı devlet siyâsetinin en önemli unsurudur. Bu ideale göre, Allah'ın hâkimiyetinde herhangi bir tebeddül ve teğayyür olmaz. Buna sünnetullah denilir.  Nizam-ı Alem idealine göre siyâsetin zaruri şartı; insanın kendisini yeryüzünün sahibi değil, halifesi olduğunu kabul etmesidir. Siyâsi kararların, hikmete ve maslahata uygun olması şarttır. Osmanlı devleti  "Millet Sistemi'ni esas almış ve farklı kavimlerin siyâsi taleplerini  savaş  sebebi  haline  getirmemiştir.

 

Büyük imparatorlukların tarihe damgalarını vurdukları zaman diliminde, "Millet Sistemi" ön plândadır. Büyük Fransız Devrimi'nden sonra Avrupa'da ortaya çıkan ve dünyanın çeşitli ülkelerinde siyasi proje olarak uygulanan "Modern Devlet" anlayışı, Meşrûtiyet döneminde Osmanlı aydınlarının zihinlerini meşgul etmeye başlamıştır. Önce Araplar, sonra Kürtler arasında etnik-kimlik meselesi ön plâna çıkmıştır. Adaletin mülkün (iktidarın/devletin) temeli olduğuna inanan Osmanlı ümerası; "asrileşme" hastalığına tutulmuş ve Meşrutiyet döneminde İttihad ve Terakki Fırkası'nın siyasi teorileri ön plâna çıkmıştır. Topraklarını işgal eden Avrupa Ülkeleri'ne karşı "İstiklâl Savaşı" veren kadroların; Cumhuriyet döneminde, modernizmin  bütün kültür değerlerini (Siyâsi, Hukuki, İktisadi, Ahlâki vs) sorgulamadan aktarma yoluna gittikleri malûmdur.

 

Osmanlı "Millet Sistemi"nin ortadan kaldırılması ve modern devlet anlayışının zihinleri işgal etmesi, siyasi değişimi hızlandırmıştır. Devrim terimiyle ifade edilen değişimin ortaya   çıkardığı  kaos,   ırkçılık  fesadının   yayılmasına  sebeb olmuştur.  (…)  Bazı siyasi partilerin sözcüleri, "Kürt sorununu dış güçlerin ortaya çıkardığını, Türkler ile Kürtlerin bu ülkede bin yıldan beri kardeşçe yaşadıklarını" ifade etmişlerdir. Halbuki Kürt sorunu, sadece dış güçlerin tahriki sonucu ortaya çıkan bir sorun değildir. Meşrutiyet döneminde başlayan ve modernizmin etkisiyle hızla yayılan etnik-kimlik tartışmalarının; önce Arapçılık, sonra Kürtçülük meselesini ortaya çıkardığı malûmdur. Aydınlanma Felsefesi'nin tabii sonucu olarak ortaya çıkan "Her kavme, ayrı bir ulus devlet"  formülü;  Birinci  Dünya Savaşı'ndan sonra, Osmanlı Devletini  paramparça  etmiştir.   Meşrutiyet Dönemi'nde "Kürt Teali Cemiyeti"nin kurulduğu ve kavmiyetçilik  fesadının  o  dönemde  başladığını  inkar  etmek  mümkün  değildir.

 

Lozan Anlaşması'nda "Millet sistemi"ni dikkate alan ve Müslümanları  kurucu (asli) unsur, gayr-i müslimleri  de  azınlık  kabul   eden Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin yöneticileri, kısa bir süre sonra ulusal üst  kimlik  (Türklük) teorisini ön plâna çıkarmışlardır.  Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren Türkiye'de, "etnik kimlik problemi"nin değişik sebeblerle gündeme geldiğini söylemek mümkündür. Sorulması ve objektif olarak cevaplandırılması gereken sorulardan birisi şudur: "Niçin l925-38 döneminde; Şeyh Said kıyamı müstesna, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da onyedi ayrı Kürt isyanı yaşanmıştır?" Resmi ideolojiyi  savunan  aydınların ısrarla tekrarladıkları  'İngilizler kışkırttı'  iddiasının  dışında, realiteye ve akla  uygun  bir  cevap  arıyorsanız  işiniz  kolay  değildir.   Her şeyden önce "Osmanlı devletinde Kürtler, neden diğer kavimlerden farklı bir konuma sahiptir?" sualine cevap vermemiz gerekir.

 

Bu soruya cevap verebilmek için Kürtleri, Osmanlı'nın son yüzyılı boyunca Anadolu'ya gelen diğer Müslüman kavimlerden ayırmamız gerekir.   Ondokuzuncu yüzyılda  Anadolu'ya  Kafkaslar'dan akan kavimler (Çerkez, Gürcü, Çeçen vs) ile Balkanlar'dan gelen Boşnak ve Arnavutlar gibi Müslüman kavimlerin, sıradan göçmen olmadıkları malûmdur.  Bu göçmenler Balkanlar ve Kafkaslar'da müslüman unsurlar; Osmanlı'ya karşı gayr-i müslim kavimlerin gerçekleştirdikleri ayaklanmalarda "katliam" tehlikesiyle karşılaşmışlardır. Hayatta kalabilmek için kendilerini Anadolu'ya atan bu müslüman kavimlerin, kendilerini kucaklayan kardeşlerine karşı etnik kimlik kavgası vermeleri mümkün müdür?  Kürtlerin göçmen olarak veya kendilerini kurtarmak için, Anadolu'ya  dışardan gelen bir kavim olmadığı malûmdur. Kendilerinin yoğun olarak bulundukları bölgelerde, asırlarca Türkçe öğrenmeden yaşamışlardır. Aşiret yapılarını ve toprak düzenlerini, örfi hukuklarına  göre  muhafaza  etmişlerdir.

 

Osmanlı İmparatorluğu'nun, Kürtlerin yaşadıkları dağlık bölgelerde merkezi otorite kurmakta çok zorlandığı bilinmektedir. Hatta tevfiz vezaretinin tanındığı, merkezi yönetimden ve vergi toplamaktan vazgeçildiği  dönemler olmuştur.  Bu sebeble, Kürt beylikleri ve emirlikleri, çoğu zaman vergi vermemişler ve devlet kültüründen etkilenmemişlerdir.  Asırlarca  aşiret  sistemini ve şeyhlik-ağalık düzenini koruduklarını  görmemezlikten  gelmenin bir anlamı yoktur.   Bu noktada "Osmanlı ile Kürtleri bir arada tutan manevi dinamikler nelerdir?" suali  zihnimize  takılabilir.   Bir yandan hilâfet, yani din kardeşliği, öte yandan doğu vilayetlerinde gittikçe güçlenmekte olan ortak düşman: Ermeni terör örgütleri!.. Bu iki unsurun ortaya çıkardığı "Hamidiye Alayları"nı hatırlayalım! 

 

Peki 1925'e gelindiğinde manzara nasıl değişmiştir?  Hilâfet kaldırılmış, Nakşibendilik gibi bölgeyi derinden  etkileyen  tarikatlar  yasaklanmıştır.  Cumhuriyetin ilk yıllarında Ermeni tehdidi  yok edilmiş. Vergi,  askerlik, tapu ve kadastro sistemi getirmek isteyen ve Kürt varlığını kabul etmeyen yeni bir merkezi otorite  kurulmuştur.   Ayrıca  bütün  bu  uygulamalar,  "hilâfeti kurtarmak" amacıyla girişilen ortak bir istiklâl mücadelesinden sonra gerçekleştirilmiştir.  Dolayısıyla 1925 Şeyh Said Kıyamı'ndan, 1938 Ağrı İsyanı'na kadar giden 17 Kürt-İslam ayaklanmasını bu çerçevede değerlendirdiğimiz zaman, 'İngilizlerin marifeti’  gibi  izahların  bir  önemi  kalmamaktadır.  Fakat maalesef Türkiye'de bu isyanlar; "İngiliz ajanlarının marifeti" şeklinde ifade edilmekte, modern-ulus devlet ve lâik vatandaş anlayışının getirdiği siyasi  değişim  üzerinde  durulmamaktadır. 

 

Oysa  bu dönemi ve yaşanan isyanları, Müslüman Kürt kavminin iç dinamikleri (aşiret sistemi, nakşibendi tarikatının temel hedefleri vs) açısından tahlil etmek mümkündür.  Mesele öncelikle asimilasyona, modern-ulus devlet anlayışına ve yeni bir devlet dini ortaya çıkarma operasyonuna (laiklik adına bizantizmin ön plâna çıkarılmasına) direnişle ilgilidir. Gerek Doğu Anadolu'daki  Kürt  ayaklanmaları,  gerek  hilâfetin   kaldırılmasıyla birlikte ortaya çıkan kaos, Cumhuriyet'in ilk yirmi yılına damgasını vurmuştur.   Kürtler,  İslamcılar ve yeni kurulan Cumhuriyet rejimi, ciddi bir travma geçirmiştir.  Bu travma yavaş yavaş ve zaman içinde (194O'lı yılların sonuna doğru) etkisini kaybetmiştir.   Sovyet tehdidi, Marshall yardımı, Truman doktrini ve NATO'ya girmek gibi, dış siyasi şartların  zorlamasıyla  Türkiye'de  "Çok Partili Dönem"in gündeme girdiği  malûmdur.

 

Soğuk Savaş dönemiyle birlikte kimlik sorunu yerini, sağ ve sol gibi ideolojik kutuplaşmaya bırakmıştır.  İdeolojik mücadelenin, kimlik problemini geçici olarak zaafa uğrattığını söylemek mümkündür. İslamcı-muhafazakar  kimliğe sahip kitleler; soğuk savaş dönemi boyunca, antikomünist sağ ideolojileri  savunan siyasi  partileri  desteklemişlerdir.   Kürt  kavminin  etnik haklarını savunan aydınlar ise sosyalist sol ideolojiyi  savunmaya başlamış  ve  'Devrimci-Doğu Dernekleri"ni kurmuşlardır. PKK'nın kurucu üyelerinin,  Devrimci-Doğu Ocakları'nın  faal elemanları arasında yer aldığı bilinmektedir. 

 
Etiketler: , , İslami, Kavramlar:, Millet, Sistemi, ve, Irkçılık, (1), ,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
29 Haziran 2016
ŞİA'NIN İMAMET HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİ -5-
29 Haziran 2016
ŞİA'NIN İMAMET HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİ -4-
29 Haziran 2016
ŞİA'NIN İMAMET HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİ -3-
29 Haziran 2016
ŞİA'NIN İMAMET HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİ -2-
29 Haziran 2016
ŞİA'NIN İMAMET HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİ - 1-
29 Haziran 2016
ŞİA'NIN SAHABE HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİ - 3-
29 Haziran 2016
ŞİA'NIN SAHABE HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİ -2-
29 Haziran 2016
ZARURİ BİR AÇIKLAMA
29 Haziran 2016
ŞİA'NIN SAHABE HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİ -1-
29 Haziran 2016
EHL-İ BİD'A FIRKALARDAN ŞİA -8-
29 Haziran 2016
EHL-İ BİD'A FIRKALARDAN ŞİA -7-
29 Haziran 2016
EHL-İ BİD'A FIRKALARDAN ŞİA -6-
29 Haziran 2016
EHL-İ BİD'A FIRKALARDAN ŞİA -5-
29 Haziran 2016
EHL-İ BİD'A FIRKALARDAN ŞİA -4-
29 Haziran 2016
EHL-İ BİD'A FIRKALARDAN ŞİA -3-
29 Haziran 2016
EHL-İ BİD'A FIRKALARDAN ŞİA -2-
29 Haziran 2016
EHL-İ BİD'A FIRKALARDAN ŞİA -1-
29 Haziran 2016
Ölen Kafire Dua Edilir mi?
29 Haziran 2016
Keffarette Delilimiz HADİS'TİR
29 Haziran 2016
Halimizden memnun muyuz!.
29 Haziran 2016
İslami Kavramlar: SALÂT (11)
29 Haziran 2016
İslami Kavramlar: SALÂT (10)
29 Haziran 2016
İslami Kavramlar: SALÂT (9)
29 Haziran 2016
İslami Kavramlar: SALÂT (8)
29 Haziran 2016
İslami Kavramlar: SALÂT (7)
29 Haziran 2016
İslami Kavramlar: SALÂT (6)
29 Haziran 2016
İslami Kavramlar: SALÂT (5)
29 Haziran 2016
İslami Kavramlar: SALÂT (4)
29 Haziran 2016
İslami Kavramlar: SALÂT (3)
29 Haziran 2016
İslami Kavramlar: SALÂT (2)
29 Haziran 2016
İslami Kavramlar: SALÂT (1)
29 Haziran 2016
İslami Kavramlar: CEMAAT (5)
29 Haziran 2016
İslami Kavramalr: CEMAAT (4)
29 Haziran 2016
İslami Kavramlar: Cemaat (3)
29 Haziran 2016
İslami Kavramalr: CEMAAT (2)
29 Haziran 2016
İslami Kavrmlar: CEMAAT (1)
29 Haziran 2016
İslami Kavramalr: SAHABE (5)
29 Haziran 2016
İslami Kavramlar: SAHABE (4)
29 Haziran 2016
İslami Kavramlar: SAHABE (3)
12 Mayıs 2015
İslami Kavramlar: SAHABE (2)
10 Mayıs 2015
İslami Kavramlar: Millet Sistemi ve Irkçılık (2)
09 Mayıs 2015
İslami Kavramlar: SAHABE (1)
09 Nisan 2015
İslami Kavramlar: ŞEFAAT (5)
31 Mart 2015
İslami Kavramlar: ŞEFAAT (4)
25 Mart 2015
İslami Kavramlar: AHD-İ MÎSAK (4)
20 Mart 2015
İslami Kavramlar: ŞEFAAT (3)
10 Mart 2015
İslami Kavramlar: ŞEFAAT (2)
27 Şubat 2015
İslami Kavramlar: ŞEFAAT (1)
25 Şubat 2015
İslami Kavramlar: AHD-İ MÎSAK (5)
25 Aralık 2014
İslami Kavramlar: AHD-İ MÎSAK (3)
24 Kasım 2014
İsami Kavramlar: AHD-İ MÎSAK (2)
24 Ekim 2014
İslami Kavramlar: AHD-İ MÎSAK (1)
24 Ekim 2014
Selefilik Şia ve Vahdet
Haber Yazılımı