Yazı Detayı
24 Ekim 2014 - Cuma 21:20
 
Elfaz-ı Hikmet
Hikmet Akpur
hakpur@hotmail.com
 
 
 
İnsanın eşyayı idrak ameliyesi, o insanın sahib olduğu vehbi akıldan nasibi ile, fıtri kabiliyet ve melekeleri, vusati, şahsına munhasır seciyesi (fıtri ahlak), hassa uzuvlarının mukayyedliği gibi unsurlar ile ailesinden, muhitinden aldığı terbiye ve irfan ve taallümün (ki bu şahsın hayata nazarını, kainatı, eşyayı, vakıayı tefsirine medar olan ‘din’den neşet eder) imtizacı sayesindedir. Bu nokta-i nazardan, şahsın idraki insanın mahdudiyetiyle mahdud, maluliyetiyle malüldür.
 
Nazarda bulunduğu eşya ve vakıanın künhüne vasıl olma da mutlaklık iddia edilemez. İlahi vahye mazhar olmaları itibariyle, eşyanın künhüne vakıf olabilmek, kamil hikmet sahibi bulunmak, risalet sahibleri için mümkin bir kaziyyedir. Dünya hayatında idrak-ı kamil, eşyayı künhüyle fıkhetmek, yani eşyanın asli suretiyle zihinde teşahhusu, olduğu hal üzere ıttıla’ı hususunda ayne’l-yakin ve ilme’l-yakin derecesine sahiblik, İlahi tecelliye herhangi bir beşeri, sufli, şeytani v.s. hiçbir harici tesir ve dahl olmaksızın mazhariyet -İlahi teyid ve muhafazaya binaen- sadece risalet sahibleri için mümkindir. Sair nâs ise velayet mertebelerinin hangisinde bulunur ise bulunsun, vahyi teyid ve tasdik bulunmamasından naşi, eşyayı künhüyle idrak hususunda, fıkhının muhtevasında hata ihtimali vardır. Allahu Teala Hakim isminin tecellisi olan hikmetten sair nası mahrum bırakmamıştır. Lakin Allahu Teala onu iktisab için bazı usul ve riayeti zaruri esasat tayin etmiştir.
 
Her kim ki iman eder, salih amelde bulunur, takvayla azıklanır ve istikamet sahibi olursa hikmete –bi iznillahi Te’ala- nail olabilir. Her hal u karda bu idrak veya hikmet için “mutlaklık” kaziyyesi serd edilemez. Fakat eşyayı idrakin, eşyanın zihne inikas amelliyesinin harici tesirler neticesinde eşyanın suretinin aynısı olmasının mümkin bulunmaması mes’eleye zahiri ilimler muvacehesinden nazar noktasından sahihdir. Fakat eşyayı idrakte mücahede ve riyazat ile hasıl olan ruhi tecrübelerin tesiri nokta-i nazarından baktığımızda eksik, bazen de yanlış bir telakki olur. Zira  riyazat ve mücahede ile hasıl olan ruhi tecrübe şahsın eşyaya tevcih ettiği nazarının kesifleşmesini temin eder. Zühd, riyazet, tefekkür, tezekkür amelliyesi ile ruhun tezkiyesinin hasıl ettiği melekeler vesilesiyle idrak kabiliyeti tevsi eyler. Zühd, mücahede, tefekkür, tezekkür, riyazat sarih akıl ile sahih nakil üzerine bina edilirse, yani onların tekid ve teyidini ittihaz ederse, o vakit şahıs hikmete vasıl olur ve eşyayı olduğu hal üzere ıttıla’ eder yani hakikatiyle görebilir, idrak edebilir.
 
Eşyayı ve vakıayı olduğu hal üzere idrak, ıttıla’ ameliyesinde, onları olduğundan farklı, hatalı telakki etmenin, yani hikmetten mahrumiyetin sebebleri olarak şunları sayabiliriz:

 

1- İnsanda bulunan hassa uzuvlarının malul olması, kusurlu bulunması.

2- Aklın cunun illetiyle maluliyeti.

3- Allah’dan başka Rabb, İlah ittihaz etmek, yani küfür ve şirk hikmete vasıl olamamanın en esas sebebidir.

4- Asılsız malumat, batıl zan (zum), emani (kuruntu), hurafe, evham.

5- Bunlara müstenid idrakin akideleşmesi veya mutlaklık libasıyla telbisi.

6- Tecrübi malumatın nihai ve kesin ilim şumulüne dercedilmesi ve vahyi beyyinelerin nurundan nasibsiz tahlil ve tefekkürü.

7- Bilmediği şeyin ardına düşmek. İlimsiz cedel ve münakaşada bulunmak.

8- Gaflet, Allah’ın zikrinden uzak olmak.

9- Günahlarda musirr olmak, tevbede sebat etmemek, şehvetlere tabiiyyet. Zira günahlar ve şehevata tabiiyyet eşyayı ve vakıayı künhüyle idrakin yolu olan kalb gözünü, basireti setr eder, kapatır ve kirletir. Günahlardan tezkiye ve ictinab nisbetinde şahıs eşyanın ve vakıanın künhüne muttali olur. Olması gerekeni yani hakkı teşhis ve tesbit mevzuunda kimi müslüman olmayanlar da görülen kırıntılar ve cüz’iyat ‘kül’e müstenid ve O’na vasıl olmadığı için netice itibariyle kamil olamadığı gibi hakka da isal etmez.

10- Taassub.

11- Atalet, tenbellik, alakasızlık, umursamazlık.

12- Zühdden uzak bir hayat sürmek, zira zühdden uzaklık insanı, Musa Carullah’ın –r.a.- tarifinden ilhamla söyler isek, eşyaya bende eyler. Eşyaya malik olması gerekirken, memluk olan insanın ise, eşyayı idrakı, hikmete vasıl olabilmesi mümtenidir.

13- Tevekkülü kalbinde tam tahakkuk ettirememek. Çünki tevekkül nakıslığı musibetler karşısında şeytanın vesveselerine kapıyı kapatamaz. Bir kerre şeytanın vesveselerine kapı açıldı ve vesveseler kesifleşti mi akıl sıhhatli çalışmaz, kalb selim tefekkür de bulunamaz, göz olduğu vech üzere ‘şey’i göremez. Bu da idraki hatalı yapar.

14- Mükâmelede lağvin tekâsürü.

15- İstikbar ve gurur insanın hak etmediği halde büyüklenmesi, yani olduğundan yüce bir makamda görmek etrafa ve nasa olduğundan farklı tahkir edici nazara sebeb olur. Bu da eşyanın künhünü idrake manidir. Firavn’ın istikbarı, İblis’in istikbarı gibi. İblis, Adem’e -a.s.- verilen mevahib-i İlahiyye’ye kör oldu da onu sadece bir beşer yani çamur ve balçıktan halk edilmiş basit bir mahluk nazar ile gördü. Aslında bu nazar ondaki istikbardan mütevellid idi.

16- Hırs ve cimrilik. Kendisini muhalled kılacak zu’miyle mal terakümünde bulunmak.

17- Cahiller ve günahkarlarla musahebe ve arkadaşlık.

18- Fıtratı aşan, onu zorlayan kısacası fıtratına zulmeden amelleri kendisine iltizam eylemek. Rasulullah’ın –sallallahu aleyhi ve sellem- buyurduğu vech ile “fıtrat ile güreşmek”.

19- Zalimlere, kaziblere, günahkarlara mutavaat, onlara karşı kıyam ruhu taşımamak. Tağut, zalim, mütekebbir, müstebidlerden korkarak zillete boyun eğmek. Ölümden korkmak.

20- Eşini, çocuklarını, herhangi birini Allah ve Rasulünden ziyade sevmek. Beşeri aşka mahkum ve zebun kalmak.

 
Etiketler: Elfaz-ı, Hikmet,
Yorumlar
Haber Yazılımı