Haber Detayı
17 Ocak 2015 - Cumartesi 22:57
 
Yargı Zulmüne İslami Camialardan Ortak Tepki
“Yargı Zulmü Mağdurları Diyarbakır Buluşması” medyanın yoğun katılımı ile Diyarbakır’da gerçekleştirildi.
Sivil Toplum Haberi
 Yargı Zulmüne İslami Camialardan Ortak Tepki

18 Eylül’de başlatılan “Hizb-ut Tahrir’e Yönelik Yargı Zulmüne Dur De” kampanyası devamı niteliğinde olan “Yargı Mağdurları Diyarbakır Buluşması” medya bilgilendirme toplantısı Diyarbakır Kaplan Konferans salonunda gerçekleşti.

Sivil Toplum Kuruluşu temsilcileri, gazetecilerin ve hukukçuların katılımı ile gerçekleşen toplantı da Köklü Değişim Dergisi yazarlarından Aydın USALP kampanya hakkında slâyt bilgilendirme sunumu yaptı.




Usalp sunumunda;  zulüm kavramı üzerinde durarak şöyle konuştu: “zulüm” insanlık ile yaşıttır. İnsanlık, her ne zaman ilahi vahiyden uzaklaşmışsa, zulüm de o oranda artmıştır. Yaratıcısı karşısında önce kendi nefsine zulmeden insan, tarih boyunca zulmün bin bir çeşidine imza atmıştır. İnsanlık için birer rahmet, hidayet, aydınlık ve adalet temsilcileri olarak gelen peygamberler de bu zulümden nasibini almışlardır.”
Usalp son olarak başta Hizb-ut Tahrir, Vasat davası, İhyader davası ve El-Kaide olmak üzere zulme uğrayan tüm davalardan örnekler verdikten sonra katılımcıları tanıtarak konuşmasına son verdi.
Daha sonra basın toplantısı bölümüne geçildi.

Basın Toplantısına Hizb-ut Tahrir Türkiye Medya Bürosu Başkanı Mahmut KAR,  Yargı Zulmü Platformu adına Muhammed Hanefi Yağmur, Av. Hüseyin Kurşun, Muş Alparslan Üniversitesi Öğretim Görevlisi Abdulkadir Şen, Gazeteci Yazar Yılmaz Bilgen, Özgür-Der Diyarbakır Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi M. Hatip Yokuş, Mazlum-Der Diyarbakır Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Fevzi Baran  katıldı. Ay-Der Diyarbakır Şubesi Başkanı İsmail Kaya ise taziyesi olduğundan dolayı programa katılamadı.

Toplantıda kampanyayı düzenleyen Hizb-ut Tahrir adına Türkiye Medya Bürosu Başkanı  Mahmut KAR, kampanyaya destek vererek toplantıya katılan Sivil Toplum Kuruluşu Temsilcileri ve Hukukçular, Türkiye’deki hukuksuz yargılamalar hakkında değerlendirmeler de bulundu.




Hizb-ut Tahrir Türkiye Medya Bürosu Başkanı Mahmut KAR basın toplantısında Türkiye’de zulme uğrayan Müslümanların sessizliğine ses olan, zulüm ve zalim karşısında eğilmeden hakkı söyleyip dik duran tüm Müslümanlardan Allah Subhanehu Ve Teala’nın rızalığını isteyerek konuşmasına başladı. Ayrıca Yargı Zulmü Mağdurları’nın Diyarbakır’da buluşmasının ve buradan zulme zalimlere seslenmelerinin özel bir öneminin olduğunu da hatırlattı.

Kar konuşmasında Hizb-ut Tahrir hakkında önemli bilgiler sunarak şöyle konuştu: “İslam ideolojisine dayalı siyasi bir parti olan Hizb-ut Tahrir, 1960’lı yıllardan itibaren Türkiye’de faaliyet göstermeye başladı. İslamî hayatı yeniden başlatmak üzere Râşid-î Hilâfet Devleti’nin kurulması amacıyla fikri ve siyasi çalışmalar yapıyor. Hizb-ut Tahrir, 1960lı yıllardan bu yana Türkiye’de yasaklanmış ve her dönemde çeşitli gerekçelerle cezalandırılmıştır.

Hizb-ut Tahrir hedefini gerçekleştirmek için çalışırken fikri ve siyasi çalışmayı metod ediniyor. İslami hatayı başlatmak için Hizb-ut Tahrir’in çalışma metodunda silahlı mücadele, cebir ve şiddet yoktur. Silahlı mücadeleyi, cebir ve şiddeti asla kabul etmiyoruz. Hizb-ut Tahrir aynı zamanda İslam’a göre gayri meşru hiçbir yöntem ve yola da başvurmaz. Örneğin silahlı yöntemi kabul etmediğimiz gibi demokratik çalışma yöntemini de İslam’a göre meşru kabul etmiyoruz. Aslında bugün Türkiye’de Hizb-ut Tahrir’i terör örgütü, üyelerini de terörist ilan eden veya bu gerekçeyle cezalandıranlar da bunun kesin olarak farkındadırlar. Zorlama, uydurma ve dayatma ile öne sürdükleri iddiaların yalan olduğuna herkesten önce kendileri şahittir. Dolayısıyla Türkiye’deki Hizb-ut Tahrir yargılamaları, hukuki olmaktan daha çok, siyasi içerikli yargılamalardır.”

Av. Hüseyin Kurşun



Konuşmasına hilafetin kaldırılış sürecinden aşlayan Kurşun, Kurtuluş savaşından örnekler verdikten sonra Mustafa Kemal’in ihanetinden bahsederek şöyle konuştu: “Devlet halka rağmen kurulmuştur. Dolayısıyla halka karşı kurulunca birçok zulümler gerçekleştirdi. Halkı devlet ötekileştirdi ve halkı tehdit olarak gördü. Ulus devlet diğer ırkların kendilerine özgürlük istemesi bölücülük sayılmıştır. Aynı zamanda irtica ile mücadele adı altında Müslümanlara zulmedilmiştir.  28 şubattan sonra derin devlet yerini paralel yapıya bıraktı. Paralel yapı derin devleti ele geçirdi. Artık irtica adı yerine radikal İslam, radikal Müslüman adı kullanıldı.” Daha sonra Kurşun, vasat davasına değindi. Vasat hareketine yönelik yapılan ilk operasyonları ele aldı. Sanıklara işkence yapıldığını ve önceden fezlekenin hazırlandığına değindi. Kurşun; “ Şahmerdan Hoca 2007 de cezaevinden çıktı. Cezaevinde ele aldığı yazılar kitaplaştırıldı. Daha sonra dinler arası diyalog başlıklı makalesi birçok sitede dergide yayınlandı ve hoca bunun ardından takibe alındı. Hoca 6 aylık fiziki ve teknik takibe alınıyor. Daha sonra 2009 da tekrar operasyon yapılıyor. Öğrencilerinin “Hocam bir isteğiniz bir emriniz var mı?” lafı bir kitle lideri olarak değerlendiriliyor ve örgüt yöneticisi olarak kabul ediliyor.  Cebir ve şiddetin sabit olmamasına rağmen 14 kişi hakkında yargılama yapıldı biri beraat aldı diğerleri ise tutuklandı. Şahmerdan hoca da örgüt yöneticisi olarak tutuklandı. Varsayımsal suç isnadı ile sanıklar yargılandı. Bu hukuksuzluk hala devam ediyor. Hükümet paralel yapı ile mücadele ettiğini söylemekte. Eğer hükümet samimi ise paralel yapı tarafından verilen bu kararların iptali için mücadele eder. Umarım bu toplantı buna vesile olur.” diyerek konuşmasını sonlandırdı.

Abdulkadir şen konuşmasına bir hadisi şerif ile başladı. Şen Konuşmasında “Müslümanların etkin medya gücünden, ve hak arama konusunda eksikliklerden dolayı mağdur olduğundan bahsederek Ak Parti'nin demokratik açılımlarının Alevileri, Seküler Kürt hareketini, azınlıkları kapsarken Müslümanları kapsamadığını belirtti.




Daha sonra bazı isttaistikler paylaşarak “6 yılda toplam 3700 kişi  gözaltına alınmış. Bu dünyada 1. sırada. Hemen her operasyonda onlarca kişi gözaltına alınmıştır.” Diyerek konuşmasını sürdürdü. Son olarak  Operasyonların dindar kimliğiyle ön planda olan Konya, Gaziantep, Van gibi illerde yoğunlaştığını belirtti.  İçki içen kişiler,  Nurcular, Şii olduğu bilinen kişiler, El Kaide adı altında hapsedilmiştir. Müslüman kesim arka bahçe olarak görülmektedir. Onların hakkını aramak ise adeta bir risk olarak değerlendirilmektedir.

Yargı Zulmü Platformu Başkanı Muhammed Hanefi Yağmur konuşmasında şunları belirtti:




“Cumhuriyet kurulduğundan beri sistem kendini korumak için kanunlar çıkarmıştır. Türkiye’deki kanunlar herkesin kafasına göre yorumlayacağı şekilde esnek olmuştur. Devlet kendini korurken yargıyı, kolluk kuvvetlerini kullanmaktadır. Kolluk kuvvetlerinin hazırladığı fezlekeleri mahkemeler aracılığıyla hükme bağlıyor. Kendisine düşman gördüğü herkesi hapse atıyor.” Yağmur, Zulme maruz kalan Müslümanlardan bahsederek mantığın her zaman aynı olduğunu belirtti. Ardından konuşmasını şöyle sonlandırdı: “Türkiye’de Medya beşinci kuvvettir. Devlet medya gücünü kullanarak herhangi bir işi gerçekleştirmek için karşı tarafın durumuna bakmaksızın medya gücü ile hedefine ulaşmaktadır. Müslümanlar kendi aralarında yardımlaşması gerekmektedir. Müslümanlar aralarında ihtilafları kenara bırakarak bu konuda iş birliği yapmalıdır. Bizler bu vesileyle yaşanan hukuksuzlukları sizlere açıklamak istedik. Meclis anayasa komisyonuyla, bir çok siyasetçi ve akademisyenle görüştük. Birçok görüşme yapmamamıza rağmen bugüne kadar somut sonuçlar alamadık. Meclis insan hakları komisyonu ile görüşünce bu olaylar nasıl olur diye onlarda şaşırdı. Yargıtay’ın ve yerel mahkemelerin arşivlerinde bunlar bulunabilir.”

Gazeteci/Yazar Yılmaz Bilgen




Bilgen konuşmasına başlarken “Yasin kardeşimin memleketinde olduğum için Kürdistan’ın mübarek şehrini selamlıyorum” diyerek başladı. Bilgen; son günlerde moda olan peygambere karşı olan küfrü def eden Müslümanların aziz ruhunu selamlamak istiyorum” dedikten sonra konuşmasını şöyle sürdürdü:” Şikayetler var ama ben burada bazı sıkıntılar görüyorum. Müslümanların iki sıkıntısı var: birincisi akıl pozisyonu, ikincisi ise muhatap konusunda sıkıntı mevcut. Hizb-ut Tahrir ile alakalı medyada sürekli bahsetmeye çalışıyorum. Bundan dolayı uyarı alıyorum. Bana onlarca defa Nusra adını zikretme diyorlar.Vasat, El Kaide  Hizb-ut Tahrir’den bahsetti. Suriye mesela yanı başımızda Fransa olaylarındaki veya mısır olaylarındaki tepkilere baktığımızda ulusalcılardan korkan şekilde toplanan insanlar olduğunu görüyoruz. Biz sadece 28 şubattan değil içimizdeki kadrolaşmadan dolayı sıkıntı çekiyoruz. Mesut yılmaz döneminde alman sistemi vardı, Demirel döneminde Amerikan tarzı şimdi de paralel yapı var. Abdurrahman Dilipak ve benzerleri paralelcilere karşı mahkemelere gittiği halde Hizb-ut Tahrir davalarında ortada yoklar. Hizb-ut Tahrir davası Müslümanlar için utançtır. Müslümanlar mimlenmekten korkuyor. Zamanın önünde yapılan tepkiler bazı operasyonların önüne geçti. Demokratik eylemlerden dahi korkan Müslümanlar var.

Hasip Yokuş 




Hizb-ut Tahrir davasından bahsederek konuşmasına başladı. Emniyet raporlarında  bunların hiçbir cebir ve şiddet eylemine bulaşmadığını belirtmelerine rağmen bu zulümlere maruz kalıyor. 50 ülkede çalışmalarına rağmen hiçbir raporda cebir ve şiddet kullanmıyor. Resulullahın metodu olduğu için silahlı hareketi reddediyorlar. Bunlar gelecekte suç işleyebilir niyetiyle cezalar verildiği kesindir. İnsanların fikirlerini beğenmeyebilirsiniz ama düşüncelerini suç saymak ayrı bir husustur. 163, 312 madde kaldırılarak Avrupa uyum yasaları çerçevesinde fikir özgürlüğü getirilmesine rağmen tam tersine bu kardeşlere verilen cezalar arttı. Fikir ve ifade özgürlüğü doğası gereği resmi paradigma için gereklidir. Hizb-ut Tahrir yargılamaları bir gelecek kehaneti ve niyet okuma üzerinde gerçekleştirildiği açıktır. Türkiye’de hukukun siyasallaştığı açık bir şekilde görülmektedir. Bunun en açık örneği Hizb-ut Tahrir örneğidir.

Fevzi Baran




Türkiye’de siz terör örgütü üyesi olmasanız bile TMK maddeleri ile terör örgütü çerçevesinde tutuklanabilirsiniz. Bu toplantı dahi ilerde art niyetle okunabilir. Bu geçmişte de olmuştur. TMK maddeleri sonucu 4 günlük gözaltı süresi olmakta ve dosya gösterilmemektedir. Adaletin iktidarı korumak için oluşturulduğu için tamamen kanunlar değişmelidir. Hizb-ut Tahrir metodunu değiştirmediği halde hep ceza süresi artmıştır. Adalet muallakta kalmıştır. Mazlum-der olarak başta Hizb-ut Tahrir olmak üzere cebir ve şiddeti benimsemeyen bütün yapılara yönelik yapılan zulmü kabul etmiyoruz.

Programdan kareler:












 
Kaynak: Editör:
Etiketler: , Yargı, Zulmüne, İslami, Camialardan, Ortak, Tepki,
Yorumlar
Haber Yazılımı