Haber Detayı
31 Ekim 2015 - Cumartesi 00:31
 
Şehid Kendi için yaşamayandır
'Güllerin Vedası'nda şehid Bilal Yaldızcı'yı anlatırken, genelde cephede yazdığı mektupları paylaşmış Bahattin Yıldız. Hikâyesiyle mektupları iç içe, birliktelik arz etmiş. Fatih Pala yazdı.
Yaşam Haberi
Şehid Kendi için yaşamayandır

Ne zaman yeni bir aya girsek, ne zaman yeni bir güne başlasak ve hatta o güne başlamadan önceki gün, hep düşünürüm; bu ay ya da bugün benim için ne ifade ediyor, aklıma neyi getirmeli, neler olmuştu geçmişte, diye. Olayları, durumları, kişileri hep tarihlerle kodlarım genelde zihnime. Mesela bir arkadaşın düğün gününü hiç unutmam; çünkü tam Şeyh Ahmed Yasin’in şehadet gününde olmuştu. Yine mesela büyük kızımın doğum gününü de unutmamım imkânı yok; zira 12 Eylül idi. Bu memlekette yaşayıp da belli bir yaşın üzerinde olanların bu tarihi unutmaları mümkün mü ki, ben de unutayım hem! İşte Ekim ayına girdiğimiz vakit düşündüğümde, aklıma evvela hemen ayın sonu, yani 29 Ekim (1987) gelir; yani şehid Bilal Yaldızcı gelir, Afgan cihadı gelir, Bilal’in küffara karşı verdiği mücadele gelir, Grup Genç’in “Bilal” ezgisi gelir.

Bugün Bilal ile anlam buluyorsa eğer, o anlama bir başka değer katan güzel bir adama, o adamın kendisi gibi “adam gibi adamlar”ı konu alan eserine uzanmadan olmaz. Evet, mevzu bahis adam ve kitabı: Bahattin Yıldız'ın Güllerin Vedası… Rahmetli Bahattin Yıldız, iman kardeşi Bilal’e bu değerli çalışmasında “Veda” başlığıyla yazdığı hikâyesiyle yer vermişti sağlığında. Ayrıca Bosna cihadı, şehid Metin Yüksel, şehid Fuat Çağlar, '80 dönemi üniversite gençliğinin kavgaları, ümitleri, aşkları, hayalleri de var sayfalar arasında Yıldız’ın konu edindiği. Hepsini bir veda konvoyuna bindirmiş sevgili yazarımız ve isimlerine de “gül” demeyi layık görmüş. Güllerin nasıl veda ettiğini bu güzel eserle bilip öğrenmiş oluyoruz okuyunca.

Şehid Bilal’i anlatırken, genelde cephede yazdığı mektupları paylaşmış Bahattin Yıldız. Hikâyesiyle mektupları iç içe, birliktelik arz etmiş. Tam, operasyona girdiler, şimdi kurşunlar yağıp bombalar patlayacak, mümince ölenler cennete gülümseyecek, imansızlar ise cehenneme yuvarlanacak diyeceğimiz sıra, bakıyoruz araya, sılaya dönük yanık bir mektup giriveriyor Bilal’in yüreğinden beyaz sayfalara akan. Memleketiyle cihad topraklarını yakınlaştıran, birleştiren, belki aynılaştıran cümlelerin oluşturduğu Bilalce mektuplar… Düşüncelerini, hislerini, acılarını, sevinçlerini, topyekûn yaşadıklarını ailesinin de bilmesini istercesine yazıyor da yazıyor Bilal. Yazarken nasihat etmeyi unutmuyor, öğüt verme görevini de aksatmıyor. Kimi zaman aile fertlerinin hepsine genel hitap ettiği oluyor, kimi zaman da özel olarak isimlerini anıp sözlerine devam ediyor.

Bilal'in ailesine mektupları

Anacağım, babacığım ve kardeşlerim!” diye başladığı bir mektubunda, eğer şehid olursa İslam’ın çizgisinin dışına çıkıp kendilerinde olmadan, ne söylediklerini bilmeden laf etmemelerini tavsiye ediyor. “Ne vardı gidecek, ölecek…” vb. sözleri asla sarf etmeyip yüce Allah’ın şu ayetlerini kendilerine düstur edinmelerini istiyor: “Ey inananlar! Yolculuğa çıkan veya savaşa giden kardeşleri hakkında: Onlar yanımızda olsaydı ölmezler ve öldürülmezlerdi, diyen inkârcılar gibi olmayın.” “Hiçbir kimse Allah’ın izni olmadan ölmez; o, bir vakte bağlanmıştır.” İşte şehid farkı, işte ilmi ve imanı kuşanmış yiğit farkı. Sadece kendini düşünmüyor. “Şehid olup kendimi kurtaracağım.” bencilliğine düşmeyip ailesinin de şehidce yaşamasını arzuluyor. Burası çok önemlidir. Şehadet yoluna çıkan erler, ailelerini ellerinin tersiyle itmemelidirler. Ahiret yurdunda buluşmak için şehadeti önce yaşamalıdır kişiler. Yaşamadan ölmek mümkün değildir zaten bu yolda. Hanzala radıyallahu anh, evlendiği akşam yapılan cihad çağrısına tereddüt etmeden icabet ettiyse ve nihayetinde şehadete ulaşmışsa bu, onun o yüceliği damar damar bütün vücudunda gezdirdiğini anlatır bize. Bir anda, öylesine ya da denk gelmesi sonucu değil, bizzat ve hakikaten hazır olunmuşluğun resmidir, mührüdür bu.

Şehid olursa, arkadaşlarının ailesine ulaştırmasını isteyip de yazdığı ve babasına özel hitap ettiği başka bir mektubunda Bilal, kimseye borcunun olmadığını, ancak İstanbul’daki Cemal ağabeyine (Özgün Yayıncılık'ın sahibi Cemal Balıbey olma ihtimali yüksek bu Cemal ağabeyin) Allah Teâlâ için istediği yere harcama yapması üzerine para vermesini, yine İstanbul’dan kendisine gönderilen Mektup ve Ümit Nesline Selam dergilerini aramasını, onlara borcu varsa ödemesini, haklarını helal etmelerini söylemesini istirham eder.

Aynı mektupta annesine özel olarak kurduğu cümlelerinde; kendisini çok sevdiğini, eğer şehid olursa ahirette Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin sancağının altında sevdikleriyle birlikte olmak için dua ettiğini, İslam’ı en güzel şekilde öğrenmesini ve öğrendiği gibi de öğretmesini, sonra da hakkıyla öğrendiklerini tatbik etmesini rica ediyor. Namazlarına dikkat etmesini, bilerek ya da bilmeyerek işlediği günahları için tevbeye yönelmesini, kocasına itaat edip sabrederek dünya işleri için canını sıkmamasını ve kâfir düzenlere, bu düzenlerin sahiplerine çokça beddua etmesini söylüyor.

Söz konusu mektubunda son olarak kardeşlerine döndürüyor yüzünü Bilal; onları çok ama çok özlediğini, eğer gazi olursa Allah’ın izniyle görüşebileceklerini ve özlem giderebileceklerini hatırlatıyor. Ancak en büyük lütuf ve rütbe olan şehadete ulaşırsa yine görüşebileceklerini, çünkü diğer tarafta onlara Allah izin verirse şefaat edebileceğini ve böylece cennette buluşabileceklerini müjdeliyor. Namazlarını aksatmamalarını, kendi günahlarının ve ağabeylerinin günahlarının affı için dua etmelerini, öleceklerini akıllarından çıkarmayıp İslam’ı öğrenmelerini, dünyaya değer vermemelerini, İslamî harekette yerlerini almalarını öğütlüyor, istirham ediyor.

Şehid, kendini düşünmeyendir

Şehid Bilal Yaldızcı’nın bu salihçe tavırlarını okuyunca; Müslüman ezgi sanatçımız Mikail’in “Azaların Vedası” isimli albümünde seslendirdiği Ahmet Yalçınkaya’ya ait “Şehid Adayı” isimli şiirdeki şu bölüm geldi aklıma: “duyduk ki şimdi meleklerle geziyormuş/ sabahları dua ediyormuş işimizin uzmanı bizlere/ duyduk ki ağlıyormuş halimize…” Böylece öğreniyoruz ki şehid, kendini düşünmeyendir. Şehid, kendi için yaşamayandır. Şehid, iyilerin safına katılmak için giderken, arkada bıraktıklarının da aynı iyiliğe ulaşmalarını niyaz edendir.

Rahmetli -ve inşallah kendisinin de şehid olduğuna inandığımız- Bahattin Yıldız’ın kaleminden şehid Bilal’i okumak; yazanların, yazılanların yolundan gideceğini göstermiş oluyordu bizlere. Şu halde yazanlar da yazılacak olanlar da bitmeyecek diye ümit ediyoruz. Tevhidin, adaletin, hakkın, iyinin ve erdemin takipçileri var olduğu müddetçe şirkin, zulmün, batılın, şerrin ve alçalmışlığın batıp yok olma zamanı uzak değildir yüce Rabbimizin izniyle.

Ömrünü ve ölümünü Allah’ın sözünün yücelmesine adayarak Rabblerinin katında daima rızıklanma mükâfatına eren ölümsüz müminlere selam olsun. Ve bir selam da onların yürüdüğü bu şerefli yolu ödünsüzce sürdürmenin mücadelesinde olanlara!

 

Fatih Pala yazdı

DunyaBizim.com

Kaynak: Editör:
Etiketler: Şehid, Kendi, için, yaşamayandır,
Yorumlar
Haber Yazılımı