Haber Detayı
25 Ekim 2014 - Cumartesi 14:17 Bu haber 2447 kez okundu
 
ŞAHİMERDAN HOCA İLE İLİM VE ALİM ÜZERİNE
Genel yayın yönetmenimiz Hacı Ali DOĞAN AnadoluBulteni.com sitesi adına ülkemizin değerli alimlerinden Şahimerdan Sarı hoca ile ilim alim ve camaat kavramları üzerine kapsamlı bir röportaj yaptı.
Röportaj Haberi
ŞAHİMERDAN HOCA İLE İLİM VE ALİM ÜZERİNE

Şahımerdan Hoca Kimdir?

 1960 yılında Adıyaman’ın Besni İlçesi’nin Camuscu Köyünde doğdu. Babası Molla Vakkasoğlu Ali Hoca (rh. a)’dir. Yazarın üzerinde babasının son derece büyük bir etkisi mevcuttur. Alim bir zat olan Ali Hoca bayramlar hariç bütün yılı oruçla geçiren ömrünün çok büyük bir kısmını Kur’an-ı Kerim okuyarak geçiren muhterem bir zattır.

 Çocuklarını İslam Dini’ne göre yetiştiren ve ilim öğre ten Ali Hoca’nın en büyük emellerinden birisi çocuklannın İslam’a hizmet etmek için mücadele etmesidir. Bizzat yazarın ifadesi ile babası ilim aşığı bir kimseydi. Hatta çocukları yaramazlık yaptığı zaman kitap okuyorlarsa bütün kızgınlığı geçiyordu. Annesi Aişe Hanımefendi (rh. a) her zaman kocasının hizmetinde olan İslami hassasiyeti son derece yüksek olan bir şahsiyetti. İşte Hocaefendi bu ailenin içerisinde ilk İslami eğitimini aldı.

Esasen yazarın babası İslami eğitimin içerisinde yetişmiş hem alim hem de köklü bir hanedan bir aileye mensuptur. Seyyid Molla Vakkasoğlu’nun babası Molla Ebu Zer (rh. a) Urfa’dan Besni’ye hicret etmiştir. Osmanlı Devleti’nde Molla Ebu Zer (rh. a)’in babası Hacı Muhammed Efendi (rh. a) Urfa Müftüsü olarak görev yapmıştır. Hacı Muhammed Efendi (rh. a)’in babası Küçük Hafız Efendi (rh. a) ise yine Osmanlı Devleti’nde Urfa Kadılığı yapmıştır. Dolaysıyla yazarın ailesi İslam’ın hakim olduğu zaman dilimlerinde İslam’ın hükümlerinin uygulanması için ellerinden geleni yapmışlardır demek mümkündür. Yazar, resmi olarak ilk tahsiline doğduğu köyde başlamıştır. İmam Hatip orta kısmını Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta devam etmiştir. İmam Hatib’in lise bölümünü ise Karaman, Gaziantep ve Adıyaman illerinde tamamlamıştır. 1978 yılında 18- 19 yaşlarında imamlık hayatına başlamıştır. Bu dönem içerisinde insanların İslam’ı tanıması için elinden gelen gayreti sergilemiştir. İmamlık yaptığı sıralarda 163. maddeden DGM’de yargılanmış ve beraat etmiştir. 1995 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı görevinden istifa ederek ayrılmıştır.

 1997 yılında bir iftira ve mizansen sonucu cezaevine girdi. 2007 yılında cezaevinden çıktı. Cezaevinde iken de kendisine biraz tolerans gösterildi diye Silifke Cezaevi Müdürü sürgün edildi. Daha sonra Adana F Tipi Cezaevi’ne nakledildi. Bu süre içerisinde değişik kitaplar yazdı.

Yargıtay’ın, Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesinin Vasat Cemaati lideri Şahmerdan Sarı ve çevresindeki 13 kişiye verdiği 100 yıllık hapis cezasını onaylamasının ardından tutuklamalar başladı.

Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesinin sözde "Vasat örgütü lideri" olduğu iddiası ile Şahmerdan Sarı ve çevresindeki 13 kişiye verdiği 100 yıllık hapis cezasının komik gerekçelerle ve paralel savcıların baskısı ile Yargıtay tarafından onanmasının ardından Şahımerdan Sarı’nın 2 oğlu da dahil toplam 7 kişi tutuklanarak Gaziantep cezaevine gönderildi.

 Daha önce yayınlanan “Ahde Vefa”, “Dinlerin Tasnifi” ve “Kelime -i Tevhid ve Manası” İslam Akaidi eserleri kendisine aittir. Yazarın itikad ve fıkıh ile ilgili henüz basılmamış değişik eserleri de mevcuttur. İslam akaidi kitap’ı cezaevinde zor şartlar altında kaleme alınmıştır. Yazar fikirleri ve yazılarıyla İslam’a hizmet etmeye azmetmiştir. Yazar evli ve yedi çocuk babasıdır.

Ülkemizin değerli âlimlerinden Şahımerdan Sarı Hocamızı bulunduğu mekanda ziyaret ettik; kendisi ile gündeme dair birkaç hususta bilgilerine başvurma ihtiyacı hissettik.

Hacı Ali Doğan: Hocam öncelikle geldiğimiz yerlerdeki kardeşlerimizin selamını iletmekle söze başlıyoruz. İlk sorumuz ilim üzerine olacak. İlim nedir ve Âlim kimdir hocam?

Şahımerdan SARI Hoca: Bismillahirrahmanirrahim, Hamd Âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.

Değerli kardeşlerim evvela hoş geldiniz.  Ziyaretinizden dolayı Allah c.c. Mükâfatınızı versin. Allahu Teala dilimizi yalandan ve yanlıştan muhafaza buyursun. Mümkün olduğu kadarıyla sormuş olduğunuz sorulara cevap vermek inşallah nasip olur. Allahu Teâla Müslümanların faydasına nail eylesin.

İLMİN DEĞERİ

İlim, yeryüzünde en şerefli bir değerdir.  Allame Fahreddin Er-Razi (rh. a) diyor ki, “Allah c.c. Âdem as’ı ilimle meleklere tafdil etmiştir. Eğer ilimden daha kıymetli bir şey olsaydı onunla tafdil ederdi.” O halde, Dünya’nın da Ahiretin de en şerefli değeri ilimdir. Çünkü ilim sadece Dünya’nın değili hem Dünya’nın hem de Ahiretin saadetini temin eden tek unsurdur, tek yoldur. Zaten ilim ile cehalet arasındaki fark karanlık ile aydınlık arasındaki fark gibidir. Cehalet karanlık, ilim ise aydınlıktır. 

Âlimin tarifi yapılırken İslam uleması şöyle demiştir: “Âlim, Kur’an’ı, Sünneti iyi bilen ve zamanının siyasetini ve idaresini Kur’an ve Sünnet çerçevesi içerisinde ve ahkâm-ı şer’iyye kapsamında değerlendirebilen kimsedir.”

ÂLİMİN FAZİLETİ

Madem ilim değerlidir ki Allah c.c. “Kulları içerisinde Allah’tan en çok korkanlar Âlimlerdir” diye buyuruyor. Niye? Çünkü insan, Allah’ı c.c ne kadar iyi bilirse o kadar çok sever. Ne kadar bilirse, o kadar korkar. İnsan Allah’ın nimetlerini ve rahmetini ne kadar çok bilirse o kadar çok sever. Allah’ın gazabını, kudret ve azametini bildikçe de O’nun (CC) heybetinden elbette ki haşyet edecektir, korkacaktır. Esasen Allah c.c. insanları kendisine bilerek kulluk etmelerini istemiştir. Dikkat edersek Allahu Teala buyuruyor : ”Ey insanlar, Rabbinize kulluk edin. O Rabbiniz ki, sizi yaratandır. Sizden öncekileri de yaratandır. Umulur ki sakınırsınız.” Allahu Teâlâ burada Hilkate ve Dünya üzerindekilere dikkatleri çekerek ‘bakın sizden öncekiler de yaşadı’ sizden sonrakiler de yaşayacak ve sizden öncekiler nasıl bugün beden olarak toprak altında ise siz de birgün öyle olacaksınız. Burayı tefekkür edin, düşünün. Ondan sonra Allah c.c. ne buyuruyor? : “O Allah ki, Yeryüzünü sizin için bir döşek gibi kıldı. Gökyüzünü de üzerinize bir kubbe gibi kıldı. Gökyüzünden de size su indirdi. Size rızık olması için ondan nice meyveler sebzeler gıdalar yetiştirdi. Bilip durduğunuz halde Allah’a ortaklar koşmayın.” (Bakara:21-22)


Allah-u Teâla insanlardan öyle robot gibi kulluk yapmalarını istememiş. Bilerek, anlayarak ve isteyerek kulluk yapmalarını istemiştir. Bundan dolayı insanların yapmış oldukları kulluk diğer mahlûkatın yapmış olduğu kulluktan hatta meleklerin ibadetinden dahi üstündür. Bilerek yapıldığı ve üstelik insan Allah’a kulluk ederken yollarına çıkan engellere rağmen kulluk yaptığından, insanın yaptığı kulluk meleklerin yaptığı ibadet ve kulluktan daha üstündür. Bu neyle oluyor? İlim ile oluyor. Evet.. bu ilmin faziletidir.

İlim derken, ilim sahibi kimseye ne denir? Âlim denilir. İlim kelimesinin ism-i faili Âlimdir. Genel manada bilen kimselere de Âlim denilir.

ULEMANIN KISIMLARI

Âlim’in ilimle orantılı olarak değeri vardır. Aydınlık ile cehalet arasında nasıl bir fark var ise,  Âlim ile cahil arasında da öyle fark vardır. Âlim etrafını aydınlatır. Aydınlatılan her şey belli olur değil mi? her şey belli olur. Eşya aydınlıkta tanınır. Mesela işte bu bilgisayardır, bu sehpadır, şu kalemdir, bu kameradır v.s..  Bunların hepsi aydınlıkta bilinir. Zifiri karanlıkta bunlar bilinmez. Zifiri karanlıkta bir kamera ile duvar arasında veya bir ağaç ile kamera arasında bir fark yoktur. Çünkü hiçbir şeyi göremediğimiz için hiçbir şey de belli olmaz. Hatta öyle ki insan ile duvar arasındaki fark bile belli olmaz. Çünkü karanlıktır. Ama ilmin de çeşitleri vardır. Faydalı ilim zararlı ilim gibi. Bu minvalde Âlim’in de çeşitleri vardır. O da nedir? Faydalı âlim, Zararlı Âlim. İmam Gazali buna Dünya Âlimi, Ahiret Alimi diyor. Veya bazı kimseler hadislerden yola çıkarak Hayırlı Âlimler Şerli Âlimler diye tarif ediyor. Peki, bu nasıl olur? Hayırlı âlim kimdir? Şerli âlim kimdir? Önce âlimin değerinden bahsettik. Allah Rasulu (s.a.v )Efendimiz buyuruyor: “Hikmetten bir tek kelime elde etmekDünya ve içindeki herşeyden daha hayırlıdır.”  İlim bu kadar mükemmel bir mücevher. Çok kıymetli bir mücevher. Ona sahip olmak da gerçekten büyük bir değere sahip olmak demektir. Ne yaş büyüklüğü ile, ne paranın çokluğu ile ve nede güç ve kuvvetin çokluğu ile mukayese edilebilir. İlmin getirmiş olduğu fazilet bu sayılanların hepsinden çok daha büyüktür ve çok daha önemlidir.

İmam Gazali şöyle diyor: “Hükümdarlar halklara hükmederken, Âlimler de hükümdarlara hükmeder.” Evet, hükümdarlar da ilme saygı göstermek zorundadırlar. İlme saygı göstermeyen hükümdar zalimdir. Hükümdar cahildir ve zalimdir. 

Gazali yine –gerçi zayıf bir rivayetle de olsa- şöye bir hadisi nakleder : “Âlim’in şerlisi devlet adamının ayağına gidendir. Devlet adamının hayırlısı da Alim’in ayağına gidendir.”


Yine ihyai ulumiddin’de şöyle bir hadis nakledilir: “Toplum içerisinde Âlim, ümmeti içerisinde peygamber gibidir.” Ümmet nasıl peygambere sahip çıkmak zorunda ise toplumum da âlime sahip çıkması öyle zorunludur. 

Yine bir başka hadis-i şerifte şöyle buyurulmaktadır: “Hayırlıların en hayırlısı Hayırlı Âlimlerdir Şerlilerin en şerlisi de şerli Âlimlerdir.” Yine bir başka rivayet şöyle:  Rasulullah (s.a.v)’den sordular, Halkın şerlileri kimlerdir? Allah resulü cevap vermek istemedi. Hatta tekrar tekrar sorulması üzerine “Halkın en şerlileri fena âlimlerdir.” diye buyurdu. Niye? Çünkü sıradan bir insan şerli ise ancak kendisine zararı dokunur. Veya bilemedin, en fazla yakın çevresine filan dokunur. Fakat bir âlim şerli ise, koca bir toplumu etkiler. Âlim toplumun örnek aldığı kimsedir. Kitleleri peşinden sürükler cehennemin yoluna doğru. Onun için hayırlı âlim ile şerli âlim arasında böyle ciddi bir fark var. Yani bir tarafta mahlûkatın en üst noktasında ilim ehli. Hakikat ilmine vakıf hayırlı âlim. En alt noktasında da şerli âlim duruyor. Şeytan cahil olsaydı insanları bu denli etkileyebilir miydi? Hele hele âlimleri asla yoldan çıkaramazdı. Şeytan çok âlim olduğu için âlimleri bile saptırabilmektedir. Bazen suret-i haktan görünmek sureti ile mantık yürüttürmek, ilahi ahkama karşı yeni kurallar koymak sureti ile, üstelik başka ahkamlardan da kendine misal göstermek sureti ile âlimleri bile yoldan saptırabilmektedir.

Hacı Ali DOĞAN: Hocam şimdi tam da burada bir sorum olacak. Çok bilgi sahibi olan birtakım insanlar var. “Bilgi sahibi olmakla Âlim olmak aynı şeydir.” diyebilir miyiz? Bir kişiye âlim diyebilmemiz için o kişinin hangi vasıflarla vasıflanmış olması gerekir.

Şahimerdan SARI Hoca : Hayırlı alim veya şerli alim.. Bilen anlamında ikisi de âlimdir. Ancak ehlullah olan âlim, yani hakikat ehli olan âlim ile dünya âlimi arasındaki farkı kastediyorsunuz anladığım kadarı ile. Çünkü şerli âlimlere de âlim denilir. Bel’am bin Baura’ya da âlim denilmiştir. İnsanları saptırmaya çalışmasına rağmen ona da âlim denilmiştir. İlmi olana denilebileceğinden şeytana bile alim denilir.

ÂLİMLERİN DEĞERİ

Âlimler toplumda kanaat sahibidirler. Onların iyiliği halkın iyiliği, ıslahıdır. Onların ifsadı da halkın ifsadıdır. Allah resulü (s.a.v) efendimiz şöyle buyuruyor: “Ümmetimden iki sınıf vardır ki, bunlar bozulduğu vakit insanlık bozulur. Onlar düzeldiği vakit insanlık düzelir. Bunlar idareciler ve Âlimlerdir.” Yine Allah Resulü (s.a.v) buyuruyor: “Ümmetimin helaki üç şey iledir. Fasık olan âlim. Günahkâr ve Facir olan idareci ve cahil olan abid.”  İbadet ediyor ama cahil. Bazen ibadetine şirki karıştırıyor. Ama ona da ibadet diyor. Bu üç zümrenin yüzünden ümmet helak olur buyuruyor efendimiz (s.a.v). Yine başka bir hadis-i şerifte: “Bir milletin âlimleri sustuğu vakit o millet uyumuştur. Âlimleri uyuyan bir millet ölmüştür.” O halde ölmüş olan bir milletin de tıpkı bir “ba’s-u ba’de’l-mevt” kalkışı gibi ihyası ve yeniden dirilişi için âlimin hakikati söylemesi lazım. Âlim’in hakkı ketmetmemesi lazım.


ALİMLER RUHSAT KULLANABİLİR Mİ?

 Bu arada şunu belirteyim; Âlimin ruhsat kullanma yetkisi yoktur. Öyle bir lüksü yoktur. Alim ruhsat kullanamaz. Âlim ruhsat kullandığı vakit toplum ölür. Millet ölür. Ruhsat kullanan âlimler topluma ancak kötü örnek olmuşlardır. Fakat ruhsat kullanmayıp azimeti tercih edenlere gelince, işte onlar asırlar boyunca isimlerinin gittiği memleketlerde toplumun şuurlanmasına, özellikle gençliğin şuurlanmasına vesile olmuşlardır. Mesela azimet gösteren bir Seyyid Kutup (rh.a.). Azimeti tercih etmiştir. İdam ile beraat arasında muhayyer bırakılmış. Niye? Sadece yazdıklarını geri çekmek, söylediği birtakım hakikatleri geri çekmek şartı ile. Ama O idamı tercih etmiştir. O da diyebilirdi hele ben dışarıya çıkayım tekrar istediğimi söyleyebilirim. Hayır.! İşte o zaman söyleyeceklerinin değeri de düşer. Söyleyeceğinin kaliteli olması için uğrunda bedel ödemesi gerekiyor. Uğrunda bedel ödenmiyorsa, hele hele zalimlerin ve küfür sistemlerinin hâkim olduğu bir yerde alimler rahat ediyorsa o alimler dünya alimidir. Açık söylüyorum onlar dünya alimidir. Ahiret alimi değil. Ehlullah olan alimler değildir onlar. Ben alimim diyor ve tağuti sitemlerin hakim olduğu bir yerde rahat bir hayat yaşıyorsa o alim, sırat-ı müstakim üzere giden bir önder olamaz. Çünkü “alimler peygamberlerin varisleridir.” Hadisi mucibince eğer o peygamberlerin varisi ise bilsinler ki peygamberler kendi dönemlerindeki müstekbir güçler ile asla uzlaşı içinde yaşamamışlardır. Devamlı olarak mücadele halinde olmuşlardır. Ahmed bin Hanbel (rh.a.) Abbasiler döneminde yaşamış biliyorsunuz. “Kur’an Mahluktur” sözünü söylemediği için zindanlara atılıyor, zincirlere, prangalara vuruluyor. Dünya’nın çeşitli yerlerinden gelmiş olan âlimler bir heyet oluşturarark "gidin" diyorlar. "Bir kunuşun. Böyle bir alime yazık oluyor." Bir rivayete göre bir milyon hadis ezberlemiş. Böyle bir alime yazıktır dışarda daha faydalı olabilir. diyorlar. Bir heyet oluşturuyor birkaç tane alim. Üstad.! diyorlar.. “Kur’an mahluktur veya değildir diye sarih kaviller yoktur. Siz biliyorsunuz. Bir defaya mahsus olmak üzere Kuran Mahluktur deyin de şu zindandan çıkartsınlar ve insanlarda ilminizden istifade etseler daha iyi olmaz mı?” Ahmed B. Hanbel (rh.a) tebessüm ediyor. ”Hele bir dışarıya çıkın da geri gelin” diyor. Alimler halkın arasına çıkınca herkes heyecan ve merak içinde “Ahmed b. Hanbel ne dedi? O da Kur’an mahluktur dedi mi?” diye soru yağmuruna tutuyor o âlimleri. “Yok daha konuşmadık” diyorlar. Geri dönüyorlar. Bakın diyor. “Ben Ahmed b. Hanbel olarak sadece kendi şahsımı temsil etseydim belkide burda ruhsatı kullanırak çıkardım. Görüyorsunuz ki Müslümanlar; benim ağzımdan çıkacak tek kelimeye bakıyor. Bu durum karşısında ben onların sorumluluğunu üstlenemem. Beni İşkenceler altında öldürseler de ben Hakk sözü söylerim” diyor. Ruhsatı değil azimeti tercih ediyor. Âlimin ruhsatı tercih etmek gibi bir hakkı yok. Takiyye yapıp TAKLA ATMAK gibi bir hakkı yoktur âlimin. Alim yön verendir.

İSLAM ÂLİMLERİNE KARŞI MÜSLÜMANLARIN SORUMLULUKLARI

Hacı Ali DOĞAN: Peki, bu durum karşısında Müslümanların tavrı nedir hocam? Türkiye’de Dünya’da Müslümanlar gerçek âlimlere sahip çıkabiliyor mu?

Şahimerdan Sarı Hoca: Müslümanların sorumluluğu da azimet sahibi âlimlere sahip çıkmaktır. Dünya ehline sahip çıkmak değil. Dünya âlimlerine sahip çıkmak değil. Azimet ehli ulemaya sahip çıkmaktır aslolan vazife. Sahip çıkılmadığında ne olur? Vallahi hepimiz Allah’ın huzuruna gideceğiz. Herkes hesabını orada verecek. Bunu düşünmek zorundayız. Şunu da belirtmek durumundayım ki azimeti tercih eden âlimler şuan karaborsa olmuş durumda. Piyasada göremiyoruz. Nadiren olanlar da; maalesef halkın yanlış örneklerden yola çıkarak hakkı söylemeyenlere bakarak, hakkı ketmedenlere bakarak, işte efendim  ‘köprüden geçinceye kadar ayıya dayı deyin’ filan diyorlar. Bunların tamamı Kur’an ve sünnete aykırı olan sözlerdir. Halk böyle diyen insanlara bakıyor bunların çok olduğunu görünce “Yahu Hakkı söyleyen sadece bu adam mı ya? Sadece sen misin? Niye bu kadar hocalar bu kadar âlimler var, bu kadar şeyhler var meşayihler var, onlar böyle bişey söylemiyor, birtek senmi biliyorda söylüyorsun?” Aslında işin hakikati şöyle demesi lazım: “Yahu bu adam da rahat yaşamasını bilir. Bunun da elinde bir imkânı vardı. Cami imamı idi, iyi imkanları vardı, yine çocuk okutabilirdi, yine  Kur’an okutabilirdi, yine.. içki mi içecekti? Elbette hayır.! Yine islam ile meşgul olacaktı. Buda bunu yapabilirdi. Ama bu bunu yapmadığına göre,  bir azimet tecih edildiğine göre bunun bir sebebi vardır. Mukayese dünyalık olsaydı böyle olmazdı. Dünya rahatı olsaydı böyle olmazdı. Dünya rahatını tercih ederdi.” Y,ne o imkanlar sunuluyor. Taviz karşılığında o imkânlar sunulur. Toplum içerisinde yer etmiş bir alime taviz verme karşılığında çok imkanlar sunulur. Ben bizatihi buna şahidim. Tecrübe ile yaşamışım. Çok imkanlar sunuldu. Neyin karşılığında? Hakkı ketmetme karşılığında.  “Bunu söyleme yeter. Yine ibadetini yap. Namazını kıl, orucunu tut, namazın farzından vacibinden sünnetinden bahset.”  Yahu dedim “seksen bin hocanız bundan bahsediyor zaten. Ahkâmdan bahseden hoca yok. Bırakın bende ondan bahsedeyim. Siz de bu muhalif sese biraz tahammül edin yani..” Sonuç olarak maalesef halkın sahip çıktığı söylenemez. Fakat halk sahip çıksın veya çıkmasın. Âlimin düşüncesi bu olmamalı. Alim tek başına da kalsa Hak’dan ayrılmayacak. İsterse halk da düşmanlık etsin farketmiyor. Yeterki Allah (c.c) sevsin. Yeter ki Allah razı olsun.

Hacı Ali DOĞAN: Hocam ülkemizde bazı Müslümanlarla birlikte sizin de içinde bulunduğunuz bir takım mağduriyetler yaşatılıyor. Bu manada âlimler arasında bir dayanışma oldu mu? Âlimler âlimleri destekliyor mu?

Şahimerdan Sarı Hoca: Şahsım söz konusu olunca aslında şahsımdan pek bahsetmek istemiyorum. Ama madem sordunuz düşüncemi söyleyeyim. Türkiye’de ilim ehli olan. Bile bile tağuta hizmeti üstlenmeyen her âlim, beni tanıyan her âlim “o haklıdır.” diyecektir. Bunu da zaman zaman duyuyorum. “O haklıdır. Ama biz yapamıyoruz.” diyorlar. Bunu söylüyorlar. Bu da bir erdemdir ve bu erdemliliği gösteren çok âlim var. Şu zamana göre ben bunu bir erdem olarak kabul ediyorum. Durumumuz nedeni ile birçok kimse üzgün. Yani bizim mağduriyetimizden; bile bile kasıtlı bir şekilde zulümle hükmedilme konumundan birçok âlimler üzgün ve mahsun. Bunu biliyoruz.

Fakat ben şunu söyleyeyim; şeytan ve tağut, hülasa şer güçler düşmanını iyi tanıyor. Şer güçlerin tanıdğı kadar keşke Müslümanlar da tanısaydı diyorum. Müslümanlar dostunu ve düşmanını tanısaydı. Gereğini yerine getirmiş olsalardı.

ŞAHIMERDAN HOCA’NIN SUÇU

1998’de bizim hakkımızda mahkemede baskı ile karar verildi. Gazeteler o zaman yazdı. Üst düzey bir askeri yetkilinin mahkemeye girmesi sonucunda “Vasat Davasına” ceza yağdı. Vakit Gazetesinde de başka gazetelerde de bunlar yazıldı. 
Benim suçum olarak ne diyordu? 
Şöyle diyordu: “Laik ve demokratik Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkıp, yerine Kur’an’a dayalı şeriat devletini kurmak için teşekkül oluşturmak.” Bu suçtan dolayı 18 yıl 9 ay hapis cezası ile hükmedildi. Benim o zaman içimden şöyle geçti; Şu dosya dedim, benimle beraber mezara girsin, münker ve nekir melekleri bunu okusun. Acaba bununla beni suçlar mı? Müslümanlar biliyor ki bundan başka bir gayemiz yoktur. Çektiklerimiz de bundan dolayıdır. Kimsenin malını çalmamışız. Kimseyi öldürmemişiz. Kimseye haksızlık etmemişiz. Haksızlığın karşısında durmuşuz. Biz sadece Allah’ın razı olduğu dinin, O’nun hükümlerinin icra edilmesini istemişiz. Hem de Allah Resulü’nün  (s.a.v) istediği gibi. Sahabe-i kiramın ve Hulefa-i  Raşidin’in uyguladığı gibi. 

Hatta şöyle diyoruz:  Bizim örneğimiz modelimiz,  ne emevi modeli, ne abbasi modeli, ne iran modeli , ne Osmanlı modeli, ne efendim falan model ne filan model.. Asr-ı Saadet ve Hulefa-i Raşidin döneminde icra edilen islam’ın icraat modelidir bizim istediğimiz. Biz bunu istiyoruz. Bundan da taviz vermiyoruz. Suçlandığımız şey budur. Müslümanlara soruyorum, Müslümanlar!. buna siz de suç diyor musunuz? Evet deseniz zaten itikadınız gider. En azından tehlikeye girer. Hayır bu suç değil. Bu bizim vesile-i iftiharımızdır. Bizim başka maksadımız da yoktur. Yeter ki Allah (c.c) bizden razı olsun. Allah’ın rızasını istiyoruz.

Müslümanların tavrına gelince, kim ne yaparsa kendisi için yapar. Fakat biz istiyoruz ki, bütün Müslümanlar Allah’a karşı kulluk görevlerini idrak etsinler ve yaşasınlar da hepsi cennete girsin. Biz insanlığa karşı şefkatli ve merhametliyiz. İnsanlar bilse, biz onlara anne ve babalarından daha şefkatliyiz. Daha merhametli davranıyoruz. Biz istiyoruz ki, insanlar hep birlikte Allah’ın kulu olsun, amel-i salih işlesinler de Allah onlardan razı olsun ve cennete girsinler. Bütün insanlar cennete girse bize cennette yer mi yok ki.! Allah’ın cenneti geniştir. İsteriz ki herkes cennete girsin. Kimse ateşte yanmasın diyoruz. Kimsenin cehenneme girmesini istemiyoruz. Biz insanlara böyle iyilik isterken, bize düşmanlık edenleri de elbette Allah (c.c) biliyor.

Kaynak: Editör:
Etiketler: ŞAHİMERDAN, HOCA, İLE, İLİM, VE, ALİM, ÜZERİNE,
Yorumlar
Haber Yazılımı