Haber Detayı
17 Haziran 2016 - Cuma 14:37 Bu haber 632 kez okundu
 
Hariciler Hakkında Bilinmeyenler! 4.
Bölüm Ravza Yayınları arasında çıkan ve birinci bölümünü geçtiğimiz günlerde yayınladığımız Ali Muhammed Sallabi'nin "Doğuştan Günümüze HARİCİLER" adlı kitabından sizler için önemli bulduğumuz pasajları derlemeye devam ediyoruz.
Gündem Haberi
Hariciler Hakkında Bilinmeyenler! 4.

D. Hz. Ali’nin Kalan Hâricîlerle Görüşmesi ve Kûfe’ye Döndükten Sonraki Süreç
 

İBn Abbâs’ın Hâricîlerle münazarasından ve onlardan iki bin kişinin İbn Abbâs’ın davetine icabet ederek Müslüman topluluğuna dönmelerinden sonra halîfe Hz.Ali bizzat kendisi Hâricîlerin yanına gitti, onlarla konuştu. Bu görüşme sonucunda Hâricîler Harûrâ’dan ayrılıp, Müslüman topluluğuna katılarak Kûfe’ye girdiler. Ancak bu ittifak uzun sürmedi. Çünkü Hâricîler Hz. Ali (r.a)’den; kendisinin hakem tayin etmekten vazgeçtiğini, hatasından (onların iddiasına göre) pişman olduğunu anladılar. Ve bu iddiayı insanlar arasında yaymaya başladılar. Bunun üzerine Eş’as b. Kays el-Kindî halîfe Ali’ye gelerek şöyle söyledi: “ İnsanlar senin onlar için küfürden[1] (onların iddiasına göre) dönüş yaptığını konuşuyorlar.” Bu haber üzerine Hz. Ali (r.a) Cuma günü bir hutbe irad etti. Hutbede Allah’a hamd ve senadan sonra dinleyenleri uyardı. Hâricîlerin Müslüman toplumuna muhalefet ettiklerine ve kendisinden ayrıldıkları noktaya değindi.[2]Başka bir rivâyet ise şöyledir: “Bir adam gelip “Hüküm yetkisi yalnız Allah (c.c)’ındır.” dedi. Ardından başka bir adam da gelip “Hüküm yetkisi yalnız Allah (c.c)’ındır.” dedi. Daha sonra kalkıp mescidin köşelerinde Allah’ın dışında başka bir hakemin olmadığını söylediler. Hz. Ali eliyle oturmalarını işaret etti, sonra şöyle dedi: “Bu dillendirdikleri hak bir sözdür ancak bu hak sözden batılı kastediyorlar (batıla yoruyorlar)[3]. Allah’ın sizin hakkınızdaki hükmünü bekliyorum.”[4] Hz. Ali minberdeyken onları işaret ederek susturmaya başladı. Hâricîlerden biri ayağa kalkıp parmaklarını kulaklarına tıkayarak şu âyeti okudu: “İyi dikkat et! Allah’a ortak koşarsan yaptığın bütün makbul ameller boşa gider ve sen âhirette kaybedenlerden olursun!”
Bunun üzerine Halîfe Hz. Ali şu âyeti kerime ile ona yanıt verdi: “O halde sabret! Çünkü Allah’ın va’di kesindir. Sakın ona inanmayanlar seni paniğe düşürmesin, seni dayanıksız bulmasın ve seni endişelendirmesin.

Halîfe Hz. Ali bu fanatik grup karşısında doğru ve adaletli yönetimini ilan ederek onlara şöyle seslendi: “ Size üç hak tanıyorum:
1.   Bu mescitte namaz kılmanıza engel olmayacağız.
2.   Bizimle hareket ettiğiniz sürece bu ganimetten size döşen paydan sizi yoksun bırakmayacağız.
3.   Bizimle savaşmadığınız sürece sizinle savaşmayacağız.
 Emîrü’l-mü’minin Hz. Ali, halîfe ile savaşmadıkları ve Müslüman topluluğa karşı çıkmadıkları sürece İslamî inanç çerçevesinde özel düşüncelerini korumakla Hâricîlere bu hakları teslim etmiştir. Görülüyor ki Hz. Ali ilkin onları İslam’ın dışında görmüyor, sadece ayrılık, bölünmüşlük ve silaha sarılmaya sevk etmeyecek şekilde farklı düşünme hakkını onlara teslim ediyor.

 Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Hakikaten, Allah’ın Resûlünde sizler için, Allah’a ve âhiret gününe kavuşmayı bekleyenler ve Allah’ı çok zikredenler için en mükemmel bir numune vardır

Hâricîler, Emîrü’l-mü’mininin, Ebû Musa el-Eş’arî’yi arabuluculuk yapmak için hakem olarak tayin etme konusunda kararlı olduğunu kesin olarak öğrenince kendisinden bu karardan vazgeçmesini istediler. Fakat Hz. Ali onların bu isteklerini reddetti. Onlara, bu karardan vazgeçmenin antlaşmalara aykırı olduğunu, sözleşmeleri bozduğunu ve aralarında sözleşme yazdıklarını izah etti. Hâlbuki yüce Allah şöyle buyurur: ‘Bir de sözleşme yaptığınızda Allah’ın huzurunda verdiğiniz sözü yerine getirin. Allah’ı kefil ederek bağlandığınız yeminleri te’kid ettikten sonra bozmayın.”

E. Nehrevân Savaşı (H. 38)
1. Savaşın Nedeni

 

Hz. Ali Hâricîlerin Müslüman topluluğu arasında kalmaları için şu şartları koşmuş idi; Herhangi bir kan akıtmamaları, güvende olan hiç kimseyi korkutmamaları ve hiçbir yolu kesmemeleri. Onlar bu suçlara giriştiklerinde kendilerine kesinlikle savaş açacaktı. Onların, kendilerine muhalefet edenleri tekfîr etmelerini ve muhalefet edenlerin kanını ve malını kendilerine mubâh gördüklerini göz önünde bulundurduğumuzda, İslam’da haram kılınan kanın dökülmesini başlattıklarını görürüz. Bu yasaklara giriştikleri konusunda çok sayıda rivâyetler vardır.Bu rivâyetler arasında sahih olanlardan biri, önceleri Hâricîlerden iken sonra onlardan ayrılan görgü tanığı birinin şu anlattıklarıdır: “Cevha nehrinde toplananlara eşlik ettim, sonra onların durumundan nefret ettim, beni öldürmelerinden korktuğumdan, nefretimi onlardan gizledim. Onlardan bir grupla beraber olduğum sıralarda bir de baktım ki, bir köye geldik, bizimle köy arasında bir nehir vardı. O sırada köyden bir adam ürkek bir şekilde, elbisesi peşinden sürüklenerek karşımıza çıktı. Ona ‘sanki seni korkuttuk’ dediklerinde ‘Evet’ dedi adam. ‘Korkulacak bir şey yok’ dediler. O sırada ben kendi içimden şöyle dedim: ‘vallâhi bunlar onu tanıyorlar ben tanımıyorum.’ Onlar o adama: ‘Sen Rasûlullah’ın sahabesi, Habbâb’ın oğlu musun?’ dediklerinde adam: ‘Evet’ dedi. Adama: ‘babanızın Rasûlullah’tan işittiği ve senin de babandan işittiğin bir hadis var mıdır?’ dediklerinde, adam şöyle konuştu: ‘Babamdan Rasûlullah (s.a.v)’ın şöyle söylediğini işittim: ‘Rasûlullah bir fitneyi anlattı, sonra da şöyle söyledi: ‘Bu fitnede oturanlar ayakta olanlardan, ayakta olanlar yürüyenlerden, yürüyenler koşanlardan daha hayırlıdır, Şâyet bu fitneye yetişirsen Allah’ın öldürülen kulu ol.’ Habbâb (b. Eret)’in oğlu Abdullah’ı ve eşini beraberlerinde alıp götürdüler.



2. Halîfe Hz. Ali’nin Ordusunu Savaşa Teşvik Edişi

Halîfe Hz. Ali; Hâricîlerin, Rasûlullah (s.a.v)’ın dinden çıkan tâife diye nitelendirdiği grup olduğunu kavramış idi. Bundan dolayı Hz. Ali ordusuyla Hâricîlere doğru giderken onları Hâricîlerle savaşmaya teşvik etmeye başladı. Rasûlullah (s.a.v)’ın Hâricîler hakkındaki hadislerinin, sahabe ve Halîfe Hz. Ali’nin yanında yer alanların üzerinde büyük bir etkisi var idi. Bundan dolayı Hz. Ali (r.a) ordusunu, ilkin bu Hâricîlerle savaşmaya teşvik etti ve ordusuna şöyle seslendi: “Ey insanlar! Rasûlullah (s.a.v)’tan işittim şöyle buyurdu: ‘Ümmetimden bir grup çıkacaktır, onlar Kur’ân okurlar, sizin Kur’ân okumanız onların okumasına göre bir şey değildir. Sizin namazınız onların namazına göre bir şey değildir. Oruçlarınız da onların orucuna göre bir şey değildir. Onlar Kur’ân okur, Kur’ân onların aleyhindeyken onlar Kur’ân’ın lehlerine olduğunu zannederler. Onların namazı köprücük kemiklerinden öteye geçmez. Onlar okun avı delip çıktığı gibi İslâm’dan çıkacak­lar, onları öldüren ordu peygamberinin dili üzerinden kendilerine mükâfat olarak ne verildiğini bilseler idi, başka işlerle uğraşmazlardı. Bu topluluğun alameti şudur ki, onların arasında pazusu olup, (ön) kolu olmayan, pazusunın başının üstünde meme başı gibi bir et parçası ve beyaz kılcıklar bulunan bir adam vardır.’ Bu gerçeklere rağmen sizler Muâviye ve Şâm halkına mı gideceksiniz? Bunları (Hâricîleri) yerinize geçecek şekilde zürriyetiniz ve mallarınız arasında mı bırakacaksınız? Vallâhi Hz. Peygamberin anlattığı topluluğun bu topluluk olacağını ümit ediyorum. Çünkü bunlar, dökülmesi haram olan kanı döktüler, Müslümanlar serbest ve dağınıklarken Müslümanlara saldırdılar. O halde Allah’ın ismiyle yürüyünüz.”[7]
Ayrıca Hz. Ali (r.a) Nehrevân gününde şöyle buyurdu: “Ben, dinden çıkanlarla savaşmakla emrolundum, bunlar dinden çıkanlardır.”

3. Savaşın Patlak Vermesi

Hâricîler Hz. Ali’ye doğru ilerlediler. Onlardan okçular öne çıktı. Hz. Ali süvari birliğini ordunun önüne geçirdi, yaya birliğini atlı grubun arkasına dizerek arkadaşlarına şunu söyledi: “onlar size vurmaya başlamadıkça siz onlara karışmayınız.” Hâricîler, “Hüküm yetkisi yalnız Allah (c.c)’ındır. Cennete gitmek cennete gitmek…” diyerek saldırmaya başladılar. Hz. Ali’nin ordunun önüne geçirdiği süvari birliğinin üzerine doğru hamle yaparak, bu öncü süvari birliğini ayırdılar. Süvari birliğinin bir kısmı sağ tarafa, diğer kısmı da sol tarafa dağıldı. Böylece Hâricîleri okçular birliği oklarıyla karşıladılar, okları yüzlerine fırlattılar, o sırada süvari birliği sağ cenahtan sol cenahtan üzerlerine döndü, yaya birliği de mızrak ve kılıçlarıyla üstlerine saldırdı, Bu saldırı sonucu Hâricîleri öldürdüler ve atların toynakları altında yere serilmiş oldular. 

4. Zü’s-Sadye veya Muhdac’in Öldürülmesinin Hz. Ali’nin Ordusunun Üzerindeki Etkisi

Zü’s-Sadye’nin kişiliğinin belirlenmesi konusunda farklı rivâyetler bulunmaktadır. Bu rivâyetlerin bazılarının isnadı zayıfken bazılarının isnadı kuvvetlidir. Nebevî hadislerde onun niteliklerine değinilir. Hadislerde değinilen niteliklerinden birisi, siyah tenli olmasıdır.[25] Başka bir rivâyette ise şöyle nitelendirilmektedir: “Habeşlidir, kolu eksiktir, eli küçük ve topludur, kolu sadece omuzdan pazuya kadardır (dirsekten sonrası yoktur), pazusunun bitiminde meme başı gibi bir et parçası vardır, bu et parçasının üstünde beyaz kılcıklar vardır. Ayrıca onun pazusu sabit değildir. Sanki kemiksizdir, çünkü pazusu sallanır.”

Zü’s-Sadye’nin ismine gelince, isminin; Hürkûs b. Züheyr es-Sa’dî olduğunu söyleyenler hata etmişlerdir.[27] Çünkü Hürkûs İslamî fetihlerde rolü olan meşhur bir adam idi. sonraları Hz. Osman’a karşı çıktı. Bu Hürkûs, Basra’da Hz. Osman’ın katillerinin, Hz. Zübeyr ve Hz. Talha (r.a)’yı öldürdükleri Küçük Cemel savaşından sonra kaçtı, Hâricîlerin imtiyazlı elebaşlarından oldu.[28]
Ancak konuyla ilgili bir rivâyette “isminin Hürkûs olduğu, babasının ise bilinmediği” bilgisi yer almaktadır. Başka bir rivâyet ise şöyledir: “İsmi Malik’tir. Çünkü Hz. Ali’nin ordusundan bir grup kendisini aramaya koyuldular, buldukları zaman Hz. Ali şöyle dedi: ‘Allahü ekber, babasının kim olduğunu söyleyen biri gelmedi mi?’ Oradaki insanlar: ‘Bu Malik, bu Malik’ demeye başladılar. Bunun üzerine Hz. Ali: ‘tamam da kimin oğludur.’[29] diye sordu, ancak kimse babasını bilemedi.

5. Halîfe Hz. Ali’nin Hâricîlerle İlişkisi

Halîfe Hz. Ali (r.a) gerek savaştan önce gerekse savaştan sonra Hâricîlere Müslüman muamelesi yaptı. Örneğin savaş biter bitmez Hz. Ali askerlerine; Hâricîlerden savaştan kaçanların takip edilmemesi, yaralı olanların öldürülmemesi ve öldürülenlerin cesedine zarar verilmemesi emrini verdi.
Hz. Ali’nin yaptığı savaşlarda kendisine eşlik eden, tabiîlerin fıkıh âlimlerinden olan, Ebû Vâil diye tanınan, Şakîk b. Seleme der ki: “Ali ne Nehrevân savaşında ne de Cemel[32] savaşında esir almadı.”[33] Ayrıca Hz. Ali Nehrevân savaşından sonra Hâricîlerin kalan eşyalarını Kûfe’ye götürdü ve “Kim eşyasını tanıdıysa alsın.” dedi, her kes kendisine ait eşyasını almaya başladı, ta ki sonunda bir tencere kalmıştı ki onu da bir adam gelip aldı. Bu rivâyetin çok senedleri vardır.[34]Hz. Ali, Hâricîlere ait savaş sırasında üzerlerinde taşıdıkları savaş aletleri ve savaş donanımlarının dışında hiçbir eşyalarını kendi ordusu arasında bölüşmedi.

Hz. Ali (r.a) Hâricîleri tekfîr etmedi. Çünkü savaştan önce onları Müslüman topluluğuna döndürmek istedi, onlardan çok sayıda kişi dönüş yaptı. Diğer taraftan Hz. Ali onlara öğüt verdi, onları savaş ile korkuttu. İbn Kudâme şöyle der: “Hz. Ali’nin onları savaşla korkutmasının amacı, onları ayrılmaktan alıkoymak, onların zararını bertaraf etmektir, onları öldürmek değildir. Bu amaç eğer sadece konuşma ve görüşmeyle mümkün olsaydı savaşmaktan daha iyi olurdu. Çünkü savaşta iki taraf için de kayıp söz konusudur. Bu da, âlimlerin çoğunun kabul ettiği gibi Hâricîlerin Müslümanlardan bir grup olduğunu göstermektedir.[35]

 
 
 
Bir kaç bölüm halinde yayınlanacak bu kitap sitede özetler halinde sunulmaktadır. Kitabı tamamen okumak isteyenler kitabı Ravza Yayınevinden temin edebilirler.
Kaynak: Editör:
Etiketler: Hariciler, Hakkında, Bilinmeyenler!, 4.,
Yorumlar
Haber Yazılımı